Açıklama
“KARAS”
Değerli çok yönlü sanatçı Erkan Özaydın’ın “Karas “ adlı öyküsü iki deneyimli dağcının kışın dağın doruğuna tırmanma macerasını anlatan bir öykü. Aslında daha ilk satırlarda okuru yakalayıp içine alan ve son satıra kadar bırakmayan, merak ögesini diri tutan bir öykü bu. Belli ki yazar da dağcılık konusunda deneyimli. Okuru kavradıktan sonra ona gerçek bir mekân ve koşullar yaratıyor. Dağcı Karas ile birlikte karın, tipinin ve çeşitli tehlikenin içinde okuru dolaştırırken heyecan dozu giderek artıyor ve sürpriz bir sona götürüyor.
Yazarın dili çapaksız, anlatımı ve kurgusu güzel. Bundan böyle de merak duygusunu diri tutan öykülerini merakla bekliyorum. KARAS öyküsünü okumanızı dilerim.
Gülseren Ünsün ENGİN
“HASAN VURULDU” VE “KAFKAFİLLER”
Okur, okuduğunu sindirebilmek için düş gözüyle görmek ister. Beyninden belleğine akan her sözcük bir sonrakine el verir, yol açarken; öyküyle şiirin o bildiğimiz kardeşliği nice yollarda yeni yolculuklara hazırlar onu.
Yukarıdaki tanımıma siz “görselliğin zaferi” de diyebilirsiniz. Bu görüşüme kanıt isteyenlere hiç sakınmasız, Erkan Özaydın’ın özellikle “Hasan Vuruldu” ve “Kafkafille” öykülerini gösterebilirim.
Bir de şunu eklemeliyim: Linç kültürü, insanın oluşumundan günümüze, oldum olası can yakan bir olgu/sorun iken, bir dünya yurttaşı, sanatçısı olarak “Öykücü Erkan Özaydın”, bu trajediyi görmezden gelmediği gibi, anlatımında ince bir şiirsellikle yoğurmuş.
Duran AYDIN
“TARSUS’TA GİZLİ KAZI”
Torosların eteklerinden bir mahalle kahvesine, bir kuyunun karanlığından mezarlık sessizliğine kadar uzanan bu öyküler, suya düşen bir taş gibi derine ve sessizce yayılıyor.
Tarihle efsane, dedikoduyla trajedi, ölümle diriliş arasında gidip gelen öyküler… Her biri, az sözle çok şey anlatan, suskun ama inatçı bir anlatıcının kaleminden çıkmış gibi.
Burada hiçbir şey göründüğü gibi değil; bir kadeh sadece bir kadeh değil, bir kuyu yalnızca su aramaz, bir mezar sessizliğe gömülmez.
Okuru sarsmadan, yükseltmeden, sadece içine çekerek konuşan öyküler.
Remzi KARABULUT
