Canan Sanlı
“HİÇLİĞİN ÖTESİ”NDE BİR YOLCULUK
“Özgürlüğüme düşkün bir insanım; şiir de özgürlüğü savunan bir yazın sanatı. Onunla düşüncelerimi rahatlıkla savunabiliyorum. Önümü aydınlatan ışık, o benim için. Son nefesime kadar yazmayı sürdüreceğim.” diyor değerli şair ve sanat insanı Mehmet Sadık Kırımlı. Aynı zamanda fotoğraf sanatçısı olan Kırımlı için, tıpkı tüm sanat dalları gibi fotoğraf da şiirden beslenir. O da bu bağlamda çalışmalarını besleyip güçlendirir; yaşamın her safhasında şiiri fotoğrafla özdeşleştirir.
Şiire ve sanata adanmış yüreğinin sesini kalemine yükleyen Kırımlı; Aldanış (1968), Gün Kesiği (2000), Güz Kuşatması (2002), Ağacına Küsen Yaprak (2007), Aşk Kapısı (2010), Sebepsiz Sevinçler (2013) gibi şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında varlığını çoğaltıyor. Bunun yanında, 1999 yılında “Adost Yayınları Şiir Ödülü” birinciliğini, 2001’de “İzmir Karşıyaka CUMOK Uğur Mumcu Şiir Ödülü” birinciliğini; 2005’te “Karşıyaka Belediyesi Homeros Şiir Emek Ödülü ”nü, 2011’de ise “Behzat Ay Şiir Emek Ödülü “nü kazanmıştır. Şiirleri ve şiir üzerine yazıları seçkin edebiyat dergilerinde yayımlanmaya devam etmektedir.
Ben ise Mehmet Sadık Kırımlı ile Bornova Belediyesi Kitap Günleri’nde tanıştım. Şiir üzerine yaptığımız sohbet sürecinde onun Hiçliğin Ötesi adlı kitabıyla buluştum. Kitabın adı merak uyandırıcıydı. Ön kapağında yer alan şu dizeler, okura şiirin yönüne dair ipuçları veriyordu:
“ırmakla denizin kesiştiği yerdeyim/
Okyanus geçiyor içimden/
düşünü kurduğum güzel akşamların/
ağzıyım beni hep böyle hatırlayın”
Dizelerinde sonsuzluğu işaret eden şair, “hiçliğin ötesi”ni nasıl düşündüğünü, nereye uzandığını sorgulatıyor. Ben de bu kapıdan içeri girerek onun şiir evrenine adım attım. Zira şiirle söyleşmek, onların sesini duymak; yaşamla ve insanla buluşmak, merak edilen sorulara yanıt aramaktır.
Kırımlı, hiçliğin ötesinde şiirlerine dokuduğu izlek olan sevgi, aşk, ayrılık, özlem, yalnızlık, hüzün gibi olgularla kimi düşsel, kimi gerçekçi lirik şiir anlayışı ile imgeye düş gördürüyor, sözcüklere derin anlamlar yüklüyor. Yaşanmış ya da yaşadığı olay ve olguları lirik heyecanıyla dile getiriyor.
Yazmak, konuşmak olduğuna göre bir şiiri okumak da yazarla konuşmaktır. Sözcükleriyle hemhal olmaktır bir bakıma.
Şimdi izleklerin düşünü izleyerek sözcüklere yüklenen anlamlarla özdeşleşelim:
“Aşk-olsun” sözcüğünün içeriğini hem sitemli, hem de aşkın yaşanmasını dileyerek oluşturuyor, şair özne. Aşk, şiirlerin en önemli izleğidir. Kırımlı’nın şiirlerinde de aşk vazgeçilmez bir olgu. “anladım insana yakışmıyor inatlaşmak/ aşkın yolu unutmamalı ki/ kalbe döşenecek sevgiyle oluşuyor…//aşk-olsun nasıl bulamazsın beni/ bu kadar sözcüğün arasında”(s.11)
Aşkla, sevgiyle bütünleşen bir kalp ki düşünden geçen sözcükler aşkın mutluluğunu özümseyerek özlemin, arayışın eylemine karışır. “düşünü kurduğum güzel akşamların ağzıyım/ beni hep öyle hatırlayın” diyen şair özne, bir yandan aşkın ateşini yakmak isterken bir yandan da o ateşi sevdiğinle birlikte yakmak ister. “ateşi yakmak” sözcük öbesiyle iki anlamı aynı anda okura hissettirir. (s.13)
Aşkın halleri yalnızlığın, ayrılığın, özleyişin güncesindedir hep. Kırımlı “aşk güncesi “ne “ aynayı çevirsem yüzün karşımda/meydan saati gibi bozuk/ geceyi gündüze eklesem kaybolan anılar/içe dönük hüzün bıraktı içimde” der, iç sesiyle konuşarak. Yaşanan her ne varsa bir gün unutulur unutulur ama yüreğe nakşeden aşkın motifleri ne kadar zaman geçse unutulmaz. “aşk güncesini bile ince ince kazırken yüreğime/unutacağım her şeyi…/ama her şeyi/bir seni unutmayacağım/ bir de yalnızlığımın ayak seslerini”(s.15-16)
Hiçliğin girdabında insanı saran hüzün en çok geçmişin ayak izlerinin bugünle buluşmasıdır nedense. Artzamanların hüznü eşzamanlarda yaşanır. Şair özne imgelemde yüzünden silemediği “ay çalığını” şiirin eylemine yüklüyor. Geçmişin hüzünlü bilançosunda yaşamla yüzleşiyor.“babası kısa yoldan uzun/yolculuğa çıkmış bir işçi oğluydun/ ölümü gördün can sıkıntısıyla/ kirpiğinden damlayan hüznü/ bırakıyordun soluğu kısa yağmura//her gittiğin yere beni soruyorsun/ayak izlerinden tanıdım seni//sil artık yüzünden ay çalığını”(19-20)
Kırımlı’nın duyarlı yüreği durmaksızın konuşur. Toplumsal, bireysel yaşanan acıların yanında hüznü hep ağır basar. Ahmet Erhan’ın acısını şiirin şifasına yüklerken öte yandan yersiz yurtsuz “boşlukta” dolaşan çocuklara değer hüznü. “yol biriktirdim, umut biriktirdim ama yollamaz/ beni yanlarına hüznüm hep ağır basar”(s.23-24)
Sadık Kırımlı, yalın hallerde sözcüklere yüklediği imgesel anlamların çağrışımlarıyla hüznü, ayrılığı, sevgiyi, aşkı birbiriyle özdeşleştiriyor. Duyarlı yüreğinden dökülen sözcükler “düş ve gerçek”te çoğalıyor. Duygusal yoğunluğuyla oluşturduğu şiirler imgelemde toplumdan bireysele uzanan bir zamanın içinde örgütleniyor. “oturup köşeme yalnızlığıma ağlasam/ uzun boylu ırmak… akar… akar… akar… İçime/ ansızın Akdeniz kesilirim/ haydin düşün peşime”(s.29-30)
Anılar bireylerin kalplerinde konuşan, belleklerinden bugüne düşen özlenen yaşanmışlıklarla, ayrılıkların hüznüyle beslenen anlardır… Şair öznenin özlemi “Akdeniz”e, ‘hayata ve bol köpüklü kıyılarına’ uzanır. Bir önceki “düş ve gerçek” başlıklı şiirin eyleminde devam eder sanki. “İçimde bir keman sesi/ Vivaldi çalıyor bana, sonsuzluk/ gibi uzuyor önümde çalkantılı Akdeniz/ güllerin yüzü var okşayan el sanki/ tenimde oynaşan rüzgâr//her zaman yüreğimde/ ipliği kolay çözülmeyen ürpertisin// bu ayrılıktan hüzün olsun gözlerim/ ağlasın hep beni sana”(s.31-32)
Yalnızlık, başka dünyaların içselliğinde kendi dünyasında öznelleşir Kırımlı’nın. Zaman zaman hiçliğin ötesinde dünyasına kapanır, soyutlar kendini toplumdan. Yalnızlık, hüzünlü bir yağmurun altında ıslanmaktır kimi zaman. Öyle ki bir başına yalnızlık olabildiği gibi kalabalığın içinde de yaşanır yalnızlık olgusu. “oturduk öylece” başlıklı şiir de yalnızlık izleğini yüklüyor omuzlarına.
Kırımlı’nın şiirlerinde yalnızlık, kalabalığın içinde bile insanın omuzlarına çöken bir ağırlık gibi görünür. Fakat aynı zamanda, umudun eşiğidir. Bir dizede sokakla birlikte üşüyen ağaçlar ve insan vardır: “yarenlik etmeye kalkışmadım/gece ışığını tüketen karanlıkta/ geç uyandı sabah yüzüme bakmadı/düşüncemi kendime sakladım//umudu bekliyordum pencerede/ haylaz çocukların gürültüsünü dinlerken//kuşlar üşüyordu/ kediler köpekler üşüyordu/ hayat üşüyordu, sokaktaki ağaçlar ve ben/ oturduk öylece”(s.41-42)
Yalnızlık olgusu umuda açılan bir “ılık bir esinti…” ile sürer şair öznenin duygusallığının uç noktalarında. “kahırlı bir türkü gibi dolaşıyorum ağızda/ komşu sokakta beni duyan yok/ gittiğim yoldan döndüm yağmura tutunarak/ kuracağım dünyanın kapısı çünkü/ bana açılacak/sabahları rüzgâr uğrayıp çalacak camı/ senin sıcaklığınla uyanacağım//kapıda mutluluğun anahtarı ben olacağım” (s.43-44)
En çok geceler sever yalnızlığı, “bıraksın artık yalnızlığa/ sarılıp yatmayı gece”(75-76)
Düşüncelerini imgesel sözcüklerle çağrıştıran Kırımlı şiirin düşsel yolculuğunu yalın gerçekçi bir anlatımla topluma yansıtıyor. Yaşanan yaşanmış olaylardan etkilendiği hüzün, keder gibi olgular şiirini besleyen etkenler olmasına karşın içsel yapısında mutluluğu umuda bağlayan bir tutum izler sanki. Hüzün, keder, yalnızlık, sevinç, mutluluk, insanlar için olağan duygular değil midir ki. Kırımlı başarılı yorumuyla bunu şiirlerine yansıtır.
Yaşanan yaşanmış olaylardan etkilendiği hüzün, keder, yalnızlık gibi olgular şiirini besleyen etkenler.
“keder…” “tut ki ben görünmeyen biriyim, zaman/diliminde gezinip duran çok eski…/her damlada düşerim yüzünüze yağmurla/ ağaç olmasam da bulur beni orman/rahat değilim büker belimi hep keder”(s.49-50)
“leke…”gözyaşı döküyor güller de bazen/ yalnızlıktan//hepsi de tarifsiz kederler içinde suskun/ dilleriyle su taşıyor yangınlara/ çenesi düşük rüyalar içinde savrularak / geçiyorum karabulutlar arasından/ inanmak için konuşan ağızlara”(s.59-60)
Yaşamın onca kargaşasına rağmen hiçliğin ötesini…” sorgulamadan kendini alamaz Kırımlı, yaşanan toplumsal, bireysel acıları, hüznü, yalnızlığı, aşkı, ayrılığı içinde sürdürdüğü sorguların, yüzleşmelerin bir sonu olduğunu bilir, hiçliğin ötesinin bilinmezliğinde bütün bunların bir anlamının olamayacağını şiirin kanatlarına bırakır. “yanıldıklarını içimde saklıyorum/ yol boyu paylaştıklarım bunlar/ çünkü ben acıların sütüyle beslendim/ kavgalar adamı yapıyor hayat/ hiçliğin ötesinde ne var bilmiyorum// Tanrım onu da bize sen anlat öğrenelim…”(s.57-58)
Ayrıca kitabın arka kapağından özlü, anlamlı kısa bir alıntıyla şiirin yanıtına kulak verelim: Mehmet Sadık Kırımlı, uzakların ağzından yazılmış şiirler ile kaybettiğimiz ve unutursak bir daha geri gelmeyecek olanları hatırlatırken hiçliğin ötesinden soruyor: “aşk-olsun nasıl bulamazsın beni/ bu kadar sözcüğün arasında”
İşte şiirin bütün yolculuğu bu sorunun etrafında döner. Aşk, hüzün, yalnızlık, umut… Hepsi insanın yol azığıdır. Fakat yolun sonunda hâlâ bilinmeyen bir kapı vardır: hiçliğin ötesi.
Değerli şair Mehmet Sadık Kırımlı duyarlı yüreğinden dökülen sözcükleri kaleminde çoğaltan sanat adamı. Şiirlerinde imgesel sözcüklerin çağrışımında fotoğraf sanatçılığının itkisiyle görsel anlatımını şiirlerin diline yüklüyor. Artzamanlı, eşzamanlı yaşanan olay ve olguların örgüsünde duygu sarmalıyla şiirlerini oluşturuyor.
Şiirlerinde imgelerin ardına saklanan bir fotoğrafçı bakışıyla hem görsel hem duygusal yoğunluk kurar. Sözcükler onun dizelerinde yalnızca anlam değil, aynı zamanda ışık, gölge, renk, ritimdir.
Hiçliğin Ötesi, bir şairin yaşamla, aşkla, yalnızlıkla hesaplaşırken varlık ve yokluğu da sorguladığı lirik bir yolculuktur.
Şiir bahçesi nice üretken yapıtlarıyla donansın, var olsun.
Ayvalık, 03.06.2025