Ücretsiz ön görüşme ve net maliyet için bize yazın.
Kadının Varoluş Mücadelesi: Kadın Giderse*
Hatice Eğilmez Kaya
Kadın Giderse, şairin şu anlamlı ithafıyla başlar: “Sadece bedenleri değil, umutları ve hayalleri çalınmış tüm kadınlara…”. Bu ifade, kitabın genel ruhunu özetler niteliktedir. Öztürk, şiirlerinde kadını bazen bir evin sarsılmaz “çatısı” ve “can suyu” olarak betimlerken, bazen de toplumsal baskılar altında “düşleri kırılmış”, “sandıklara hapsedilmiş” bir figür olarak ele alır.
Kadın Giderse: Kitaba adını veren bu şiirde, bir kadının yokluğunun bir evde yarattığı derin sessizlik ve eksiklik “bacanın dumanının kesilmesi”, “tencerenin soğanın tadının kaçması” gibi gündelik ama vurucu imgelerle anlatılır.
Sözcüklerin Terzisi: Bu şiirde şair, kadınlara kendi kaderlerini ellerine almaları için seslenir. “Kaderin böyle yazılmış olamaz, sana dayatılan yazgıyı kes at” diyerek kadınları toplumsal yaftalardan kurtulmaya davet eder.
Yeryüzünün Yıldızları: Şiddet kurbanı olan kadınlara adanmış bir ağıt niteliğindedir. “Yazgıları ortak, suçları kadın olmak” dizesiyle kadın cinayetlerine ve toplumsal duyarsızlığa dikkat çeker.
Sandık: Geleneksel “çeyiz sandığı” imgesi üzerinden, kadınların bu sandıklara sadece dantel değil, aynı zamanda hayallerini, umutlarını ve gizli gözyaşlarını sakladıklarını anlatır.
Mor Cepken: Yörük geleneğine atıfta bulunan bu şiirde, kadının haklarını ve özgürlüklerini koruyan kadim bir sembol olan “Mor Cepken”in gücü vurgulanır.
Zehra Öztürk’ün şiir dili, halk kültüründen beslenen imgelerle (sandık, kilim, çömlek, mor cepken) modern bireyin sancılarını harmanlar. Şair, bazen “Araftayım” şiirinde olduğu gibi zamanın akışına karşı duyulan melankoliyi, bazen de “Götür Beni” şiirindeki gibi çocukların ölmediği, sevgini ekmek gibi bölüşüldüğü bir dünya özlemini dile getirir.
Kadın Giderse, sadece kadınların sorunlarını anlatan bir kitap değil, aynı zamanda kadının toplumdaki vazgeçilmez yerini hatırlatan, acılarını dindirmeye çalışan ve okuru empatiye davet eden lirik bir manifestodur. Şairin de belirttiği gibi, kadının varlığı “evin direği” olmaktan öte, hayatın temel harcıdır.
Zehra Öztürk, şiirlerinde hem içerik hem de biçim açısından kendine has bir denge kurmuş; halk kültürü motiflerini modern anlatım teknikleriyle harmanlayan samimi, imgelerle örülü ve toplumsal duyarlılığı yüksek bir üslup benimsemiştir. Öztürk’ün şiir dili sembolizm ve İmgelerle örülü anlatıma sahiptir. Öztürk, duygularını doğrudan ifade etmek yerine nesneler ve doğa olayları üzerinden güçlü bir imge dünyası kurar. Özellikle Anadolu kültürüne ait objeleri şiirinin merkezine taşır:
Geleneksel Simgeler: “Sandık”, “Mor Cepken”, “Kilim” ve “Çömlek” gibi nesneler, sadece birer eşya değil; kadının sabrını, hapsedilmiş hayallerini ve direnişini temsil eden sembollerdir. Eserdeki şiirlerde su, toprak, yıldızlar ve mevsimler şairin dilinde insanlık durumlarının karşılığıdır. Örneğin, hüzün “Eylül gözleri” ile, umut ise “baharı koluna takıp gelen bir misafir” ile özdeşleştirilir. Şair, süslü ve ağır bir dil yerine; okura doğrudan temas eden, yalın ancak derinliği olan bir Türkçe tercih eder. “Kadın Giderse” şiirinde olduğu gibi; tenceredeki soğan, bacadaki duman veya balkondaki saksı gibi en sıradan ayrıntılarla büyük bir dramı ve yokluğu anlatmayı başarır. Şiirlerinde melankoli ve umut iç içedir. “Dipsiz Kuyu” şiirinde gözyaşını “berrak, tuzlu ve şifalı” bir su olarak betimlemesi, acıyı kabullenişindeki lirik tavrı gösterir.
Zehra Öztürk’ün düşünsel duruşunda toplumsal eleştiri ve feminist söylem hakimdir. Üslubunun en belirgin damarlarından biri, kadın hakları ve toplumsal adaletsizliklere karşı geliştirdiği eleştirel dildir. Şair, dili bir araç (makas) gibi kullanarak toplumun kadınlara biçtiği “yaftaları” söküp atmayı hedefler. “Sana dayatılan yazgıyı kes at” dizesi, bu kararlı ve davetkar üslubun bir yansımasıdır. “Yeryüzünün Yıldızları” gibi şiirlerinde, cinayete kurban giden kadınlar için tutulan bir yasın yanı sıra, “Yazgıları ortak, suçları kadın olmak” dizesiyle sisteme yönelik sert bir ironi ve eleştiri mevcuttur.
Öztürk’ün şiirleri genellikle bir hikâye anlatır gibi kurgulanmıştır. Aynalar “sırdaş” ve “gizli tanık” olarak betimlenirken, kaldırım taşları sokak kavgalarının “sessiz şahidi” olarak sunulur. Şair, “düş ile gerçek” arasındaki çatışmayı sıkça işler. “Göz Bağı” şiirinde olduğu gibi, dünyanın acımasız gerçeklerine karşı “mış gibi yaşamak” zorunda kalan insanın içsel bölünmüşlüğünü dramatik bir dille yansıtır. Zehra Öztürk’ün üslubu, bir yandan Anadolu’nun kadim geleneklerine yaslanan bir bilgelik, diğer yandan modern dünyanın yaralarına parmak basan cesur bir tanıklıktır. Şiirleri hem birer ağıt hem de umudu yeniden inşa etmeye çalışan birer “sözcük terziliği” örneğidir.
Zehra Öztürk’ün “Kadın Giderse” adlı eserinden yola çıkarak, şairin dünya görüşünü insan merkezli, kadını hayatın odağına alan, gelenekle modernite arasında köprü kuran ve toplumsal adaleti savunan bir çerçevede değerlendirebiliriz.
Öztürk için dünya, kadının emeği, sevgisi ve varlığıyla anlam kazanan bir yerdir. Onun dünya görüşünde kadın, sadece biyolojik bir varlık değil; evin düzeni, toplumun ahlakı ve yaşamın sürdürülebilirliğinin teminatıdır. Eserine “Kadın Giderse” adını vermesi, kadının çekildiği bir dünyanın kaos ve sessizliğe mahkûm olacağına dair inancını gösterir. Kadını “can suyu” ve “evin direği” olarak görerek, toplumsal yapının temel taşının kadın özgürlüğü ve mutluluğu olduğunu savunur.
Şairin dünya görüşü, ezilenin ve sessiz kalanın yanındadır. Özellikle şiddet mağduru kadınlar, hayalleri yarım kalmış bireyler ve toplumsal baskı altında ezilenler onun şiirinin ana özneleridir. “Yazgıları ortak, suçları kadın olmak” gibi ifadeleri, dünyadaki adaletsiz cinsiyet rollerine karşı bir başkaldırıyı ve bu düzenin değişmesi gerektiğine dair devrimci bir duruşu simgeler. Onun için dünya, “insan olmanın yeterli olduğu” ve kimsenin renginden veya cinsiyetinden dolayı yargılanmadığı bir yer olmalıdır.
Zehra Öztürk, modern bir bakış açısına sahip olmasına rağmen geleneksel değerleri ve Anadolu kültürünü dışlamaz; aksine onları birer dayanıklılık sembolü olarak selamlar. “Mor Cepken” veya “Sandık” gibi imgeler aracılığıyla geçmişin kültürel mirasını bugünün özgürlük arayışıyla birleştirir. Bu durum, onun dünyayı köksüz bir değişimle değil, geçmişin bilgeliğini koruyarak ileriye taşıma arzusunda olduğunu gösterir.
”Araftayım” şiirinde de görüldüğü üzere, şairin dünya görüşünde bireyin kendi iç hesaplaşması önemli bir yer tutar. Hayatı “azgın bir nehir” olarak nitelerken, insanın toplumsal baskılar (elalem ne der korkusu, utanç, gizlenen duygular) nedeniyle ıskaladığı “an”lara hayıflanır. Dünyayı, korkuların prangalarından kurtulup sevginin ve aşkın ayıp sayılmadığı bir sahne olarak hayal eder.
Şairin dünya görüşü yerelden başlasa da evrensele uzanır. “Tenimin, saçımın rengi hiç önemli değil; insan olmak yeterli” dizeleri, onun her türlü ayrımcılığa karşı duran, birleştirici ve hümanist bir dünya görüşüne sahip olduğunu kanıtlar. Çocukların ölmediği, ekmeğin bölüşüldüğü bir dünya özlemi (“Götür Beni” şiirindeki gibi), onun barışçıl ve paylaşımcı karakterini ortaya koyar.
*Kadın Giderse, Zehra Öztürk. Akdoğan Yayınevi, Ankara, 2026
Kitabı buradan sipariş edebilirsiniz…
Sayfa sayısı, adet ve baskı özelliklerini bize yazın.

