Seyahat(name)lerdeki Antakya 39 – Alexander Russell
(1715 – 1768)
Alexander Russell 1740 yılında Halep’e gitmiş bir İskoç doktordu. Burada bir fabrikada başladığı doktorluk görevi sürecinde kentin yerel valisinin güvenini kazanması Halep’te geçirecek 14 yıl anlamına gelmişti.
Antakya’nın hemen güneyinde geçen bu on dört yıl boyunca Russell’ın izlenimleri arasında elbette Antakya ile ilgili gözlemleri de olacaktı.
Russell 1754 yılında İngiltere’ye döndükten sonra hatırlarını ve gözlemlerini paylaştığı bir kitap çıkardı. Kitabın adı: The Natural History of Aleppo (Halep’in Doğal Tarihi) idi. İlk kez 1756’da basılan kitapta Halep ve çevresindeki doğa tarihi, kültür ve günlük yaşam ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır. Daha sonra kitabın birçok baskısı yapılacaktır. Bu yazıda yararlanılan kaynak baskı 1794 yılında Londra’da yapılan baskıdır.
Russell’ın Halep’teki çalışmaları öncelikli olarak ateşin incelenmesi ve tedavisine odaklanmıştı ve bölgenin doğal tarihine ilişkin gözlemleri, araştırmasının önemli bir bölümünü oluşturuyordu.
Ücretsiz ön görüşme ve net maliyet için bize yazın.
Russel bu kitapta sık sık ve açık bir biçimde gördüğü, gezdiği, araştırdığı da anlaşılan Antakya’dan söz eder.
Antakya’dan ilk söz ettiği yer Halep’i genel bir manzara vererek tanıttığı ve çeşitli yönleriyle dünya üzerindeki konumunu anlattığı bölümdür. Bu bölümde Halep’in Antakya ve İskenderun’a olan mesafesini de yazmıştır. Bu mesafenin 60-70 mil arasında dümdüz bir çizgi olduğunu söyler ama Antakya’ya giden kervanlar için geçerli olan yolun 90 – 100 mil tuttuğunu yazar. “İskenderun Limanı Halep’e en yakın limandır”. Amanos Dağları ise “başka hiçbir dağın etkilemediği kadar” Halep’in havasını etkilemektedir.
İkinci kez geçtiği yer Halep’in dışarıya açılan kent kapılarını anlattığı yine aynı bölüm içerisinde yer alan bir başka paragraftadır. Halep’te yer alan dokuz kapıdan biri olan Antakya Kapısı aynı zamanda “büyük batı yolu”na açılan kapıdır.
Halep’in çevresinde yer yerleşim birimleriyle olan ekonomik ilişkilerini anlattığı bölümde Antakya’dan çeşitli “antik parçaların temin edildiğini” yazar ama bu parçaların neler olduğuna dair örnekler yoktur. Yine bu bölümde, Halep’teki madenciliği ve maden işlemeyi anlattığı satırlarda görürüz ki Antakya’da “düşük kalitede granat taşı” (lal taşı) bulunmaktadır.
Alexander Russel’ın Antakya ve yöresini detaylı gezdiği Asi Nehrinden söz ettiği kesitlerde de belirgindir.
Russell Asi Nehrini anlatırken Antakya Gölünden (Pek çok başka kaynakta da Amik Gölü Antakya Gölü şeklinde ifade edilmektedir) “kaynak almasına rağmen” hatta başka yerlerde “dereler ve dağ akıntıları tarafından beslenmesine rağmen” denize döküldüğü yerde cılız olduğunu yazar . (s. 62)
Halep’teki tarımı anlatırken, burada üretilen tahıllar arasında yulaf olmadığını yazmış ama yulafı Antakya’da gördüğünü satırlarına eklemiştir.
İpek üretimini anlattığı bölümde ipeğin Halep’te “çok az” üretildiğini ama buna karşın “asıl olarak Antakya’da ve o civardaki dağların ürünü olan” ipeğin Halep’e getirilerek Avrupa’ya ve İskandinav ülkelerine ihraç edildiğini yazar. İhraç noktası yine İskenderun Limanıdır.
Russel, İskenderun yolu üzerindeki sıcak su kaynaklarından da söz eder. Bu su kaynaklarına en yakın köyün Kaferdibbin olduğunu yazar Russell. Russell bu su kaynaklarını görünce Pedro Teixeria’yı anmış ve onun notlarında Halep’ten İskenderun’a gidiş yolculuğunun ikinci gecesinde iki dere olan bir yerde kaldığını yazdığını anımsatarak oranın kendi gördüğü yerler olabileceğini söylemiştir. Bu sulardan biri sülfürlü, diğer ise saf ve mükemmel ve ikisi arasındaki mesafe is sadece dört adımdır.
Araplarla Yemek Ye, Türkmenlerle Uyu
Halep’te ve Antakya civarındaki herhangi bir yerleşim biriminde yaptığı gözlemlerde Russel’ın, Richard Pococke, Constantin François Volney ve özellikle D’Arvieux ve Pedro Teixeria gibi gezginlerin seyahatnamelerini okuyarak bir ön bilgi sahibi olduğunu Türkmenlere ilişkin anlatımlarında görürüz.
D’Arvieux’nün bölge halklarının özellikleri üzerine izlenimlerini aldığı Voyage dans La Paleftine (Filistin’de Yolculuk) isimli kitabında geçen şu sözleri doğrudan aktarmıştır örneğin:
“Türkmenler, diğer Doğululara göre kadınlarını daha az kıskanırlar. Kadınlar bizimle özgürce sohbet eder ve yüzlerini gizlemezlerdi. Güneşten çok bronzlaşmışlardı, ancak yüz hatları düzenliydi, dişleri inceydi, gözleri ateş doluydu ve konuşmalarında canlı çizgiler sergiliyorlardı.”
D’Arvieux’nün bu yazdıklarını kendi gözlemleriyle şöyle karşılaştırmıştır:
“Yukarıdaki açıklama, Antakya ovalarında karşılaştığım büyük bir Türkmen topluluğu hakkındaki kendi gözlemlerimle tam olarak örtüşüyor. Çadırlarımızdan biraz uzakta kamp kurmuşlardı ve son derece nazik davranıyorlardı. Açık havada masada otururken, soru ve yorumlarıyla bizi çok eğlendiren genç ve yaşlı kadınlarıyla çevriliydik. Çadırları beyaz ketenden yapılmıştı (…) Her zaman tarlada yaşıyorlar, Büyük Ağa’yı otorite kabul ediyorlar ve büyük ölçüde sığır ticareti yapıyorlar. Yolcuları yağmalamıyorlar, ancak onlara büyük bir misafirperverlikle davranıyorlar. Doğu halkı arasında, Araplarla yemek yemeniz, çadırları yatak ve diğer konaklama yerleri ile daha iyi donatılmış Türkmenlerle uyumanız bir gelenektir.”
Russel bu yazdıklarının altına kaynak olarak Filistin’de Yolculuk kitabını göstermiştir.
Kamil Akdoğan
Seyahat(name)lerdeki Antakya
Sayfa sayısı, adet ve baskı özelliklerini bize yazın.

