Seyahat(Name)lerdeki Antakya – 49: André Thevet
16. yüzyıl Fransız kozmografı André Thevet’in gözünde Antakya:
klasik coğrafyanın, Hristiyanlık hafızasının ve Osmanlı Levantı’nın kesiştiği şehir.
André Thevet (1516-1590), 16. yüzyılda Yakın Doğu’ya ve Güney Amerika’ya seyahat etmiş
Fransız Fransisken rahibi, kâşif, kozmograf ve yazardır.
Thevet özellikle Brezilya ve Güney Amerika gözlemleriyle tanınır. Ancak onun Doğu Akdeniz üzerine yazdıkları da
erken modern Avrupa’nın Osmanlı dünyasına, Levant coğrafyasına ve Antakya’ya bakışını anlamak açısından önemlidir.
İstanbul, Antakya, Mısır, Kudüs, Rodos, Girit ve Osmanlı Levantı’na ilişkin gözlemler içermiştir.
André Thevet Kimdir?
André Thevet, yaşadığı dönemde hem gözlemci hem derleyici hem de tartışmalı bir anlatıcı olarak tanındı.
Gezdiği yerleri aktarırken kimi zaman “efsane yazmakla” eleştirildi.
Buna rağmen eserleri, 16. yüzyıl Avrupa’sının dünya algısını ve Osmanlı coğrafyasına bakışını göstermesi bakımından önemlidir.
En bilinen eserlerinden biri The New Found World, or Antarctike adlı kitaptır.
Bu eser, farklı kaynaklardan derlenen bilgileri ve Thevet’in kendi deneyimlerini bir araya getirir.
Fransa’nın Brezilya’daki yerleşimi France Antarctique hakkındaki erken anlatılardan biri olarak kabul edilir.
Akdeniz tarihi üzerine büyük çalışmalarıyla tanınan Fernand Braudel,
tütünün Avrupa’ya gelişi konusunda Thevet’in adını özellikle anmıştır.
Cosmographie du Levant ve Antakya
Thevet’in Doğu Akdeniz gözlemlerinden oluşan Cosmographie du Levant,
1556 yılında Lyon’da yayımlanmıştır.
Eserin uzun özgün başlığı, “Levant’ın Kozmografyası; Türkiye, Mısır, Kutsal Topraklar ve Doğu bölgelerinin
birçok özelliği ve ilginçliği üzerine” anlamına gelir.
Kitapta Thevet; İstanbul, Antakya, Mısır, Kudüs, Rodos ve Girit gibi bölgeleri anlatır.
Osmanlı yaşamı, halklar, gelenekler, kıyafetler, mimari, antik kalıntılar ve kutsal coğrafya hakkındaki gözlemlerini aktarır.
Cosmographie du Levant, 16. yüzyılda Fransızların Osmanlı dünyasına bakışını göstermesi,
erken modern seyahat edebiyatının önemli örneklerinden biri olması ve çok sayıda gravür ile tasvir içermesi bakımından dikkat çekicidir.
Thevet’in Antakya’ya Bakışı
Thevet için Antakya, yalnızca bir şehir değildir.
Antakya; tarihî, dinsel, coğrafi ve kültürel hafızası güçlü bir geçiş noktasıdır.
Onun metninde Antakya, klasik antik çağ coğrafyası ile Osmanlı Levantı arasında bir bağ kurar.
Bu yazıda esas alınan kaynak, Thevet’in 1575 yılında Paris’te yayımlanan geniş kapsamlı kozmografya metnidir.
Bu kitap toplam 1015 sayfadır ve metinde “Antioche” sözcüğü 17 kez geçmektedir.
Burada özellikle Antakya açısından önemli görülen bölümler değerlendirilmiştir.
Lübnan Dağı, Halep ve Antakya
Antakya, kitapta ilk kez “Lübnan Dağı, Halep ve Antakya Şehirleri ve Marunî Mezhebi Hakkında”
başlıklı 12. bölümde geçer.
Thevet, Şam’dan ayrıldıktan sonra Lübnan Dağı çevresini anlatır.
Sol tarafta Fenike’yi, sağ tarafta Apamea’yı bırakarak dağın eteklerine varıldığını söyler.
Lübnan Dağı’nın yüksekliğini, tepelerinin yıl boyunca karla kaplı oluşunu ve “beyaz” anlamıyla bağlantılı adını açıklar.
Bu genel coğrafya anlatısında Thevet, Orontes yani Asi Nehri’ne de değinir.
Ona göre Amanos Dağı yönünden gelen Orontes, Antakya şehrinden geçer.
Kommagene, Amanos ve Antakya
Thevet, Şam bölgesinden sonra kuzeydoğuya doğru Kommagene’den söz eder.
Bu bölgenin Amanos Dağları’ndan başlayarak batıda Fenike denizine, doğuda ise Fırat Nehri’ne kadar uzandığını belirtir.
Ona göre bu ülkenin en ünlü şehirleri arasında Antakya,
Suriye Seleukia’sı ve Laodikeia vardır.
Bölgenin en meşhur nehri ise Asi Nehri’dir.
Thevet’in bu anlatımı, Antakya’yı yalnızca yerel bir şehir olarak değil,
geniş bir klasik coğrafya ve tarihsel bölge içinde düşündüğünü gösterir.
Antakya ile Halep Arasında Şehit Edilen Yakub
Thevet, Hristiyanlığın bölgede yayılışıyla ilgili anlatılarda da Antakya’ya yer verir.
Tanrı’nın sözünü ilk duyuranlardan biri olarak Yakub adlı bir kişiden söz eder.
Bu kişinin ülkenin eski ve zengin ailelerinden geldiğini, Pers krallarının gözdesi olduğunu aktarır.
Thevet’in anlatısına göre Yakub, halkın büyük bölümünü Hristiyanlığa döndürdükten sonra
Antakya ile Halep arasında şehit edilmiştir.
Bu bölüm, Antakya’nın yalnızca antik coğrafya açısından değil,
Hristiyanlık hafızası ve erken dinî anlatılar bakımından da önemli bir referans noktası olduğunu gösterir.
Halife, Sultanlar ve Antakya
Thevet, 1040 yılı civarında Küçük Asya ve çevresindeki eyaletlerde birçok sultan ya da “soldan” ortaya çıktığını anlatır.
Daha önce halife tarafından atanmış tek bir yönetici varken,
zamanla şehirler kendi sultanlarıyla anılmaya başlamıştır.
Bu bağlamda Şam, Halep, Hama, Mısır, Kudüs, Beyrut ve Antakya gibi şehirlerin sultanlarından söz eder.
Thevet’e göre bu şehirlerdeki yöneticiler zamanla birbirleriyle çatışmaya girmiş ve halifeye olan bağlılık zayıflamıştır.
Bu pasaj, Antakya’nın Orta Çağ İslam ve Doğu Akdeniz siyasal coğrafyasında nasıl konumlandırıldığını göstermesi bakımından önemlidir.
“Büyük Antioche” Tartışması
Thevet’in dikkat çekici yönlerinden biri, bazı çağdaş yazarların Antakya hakkındaki abartılı anlatılarına karşı çıkmasıdır.
Özellikle François de Belleforest’un “Büyük Antioche”yi hâlâ Doğu’nun en güçlü,
en kalabalık ve en zengin şehirlerinden biri gibi göstermesine itiraz eder.
Thevet, kendi seyahatinden sonra şehir yeniden inşa edilmediyse,
Antakya’nın hâlâ eski ihtişamıyla ayakta olduğuna kimsenin kendisini inandıramayacağını söyler.
Thevet, Antakya’yı klasik metinlerin ihtişamlı şehri olarak değil,
kendi dönemindeki gerçek durumu üzerinden değerlendirmeye çalışır.
Osmanlı İdaresinde Suriye Eyaleti ve Antakya
Thevet, Suriye eyaletini anlatırken bu eyaletin bir beylerbeyine bağlı olduğunu ve bu beylerbeyine bağlı sancaklar bulunduğunu yazar.
Bu sancaklar arasında Antep, Antakya, Halep, Hama ve Kudüs gibi yerleri sayar.
Bu bilgi, Thevet’in Antakya’yı Osmanlı idari coğrafyası içinde de konumlandırmaya çalıştığını gösterir.
Antiocherte ve Antakya Karışıklığı
Thevet’in Kıbrıs bölümünde dikkat çekici bir ayrıntı vardır.
Kıbrıs’ın kuzey kıyıları anlatılırken, Kilikya’da bulunan ve bazı kişilerce Antakya sanılan
Antiocherte adlı şehirden söz edilir.
Thevet, bu yerin gerçek Antakya ile karıştırılmaması gerektiğini belirtir.
Bu bölüm, antik dünyada “Antioche” adını taşıyan birden fazla şehir bulunmasının
erken modern seyyahlar ve coğrafyacılar için nasıl karışıklık yarattığını gösterir.
Birden Fazla Antioche
Kitabın 221. sayfasında Thevet, antik dünyada “Antioche” adını taşıyan birden fazla şehir bulunduğuna dikkat çeker.
Pisidia Antiokheia’sı, Kilikya’daki Antioche ve Suriye Antiokheia’sı yani Antakya arasındaki karışıklığı ayırmaya çalışır.
Ona göre Suriye’de, Karamania’da ve Satalia bölgesinde aynı adı taşıyan beş-altı şehir vardır.
Bunların çoğu Büyük İskender sonrasında Seleukos hanedanı tarafından kurulmuştur.
Bu bölüm, Thevet’in yalnızca seyahat eden biri değil,
antik kent adlarını, İncil coğrafyasını ve Osmanlı dönemi yer adlarını bir araya getirmeye çalışan
bir kozmograf olduğunu gösterir.
Hristiyanlık Coğrafyasında Antakya
Thevet’in anlatılarında Antakya, Hristiyanlık tarihinin önemli merkezlerinden biri olarak da görünür.
Aziz Pavlus, Barnabas, Timotheos, Silas ve Luka gibi isimlere değindiği bölümlerde
Antakya, İncil öğretisinin yayıldığı geniş coğrafyanın ana duraklarından biri olarak karşımıza çıkar.
Thevet, Asya’nın havariler aracılığıyla İncil öğretisiyle donatıldığını yazar.
Ancak kendi döneminde Hristiyanlığın yüzeysel biçimde sürdüğünü,
Kutsal Yazılar’ın ise neredeyse unutulduğunu söyleyerek dönemin dinsel durumuna dair eleştirel bir yorum yapar.
Antakya, Su Kanalları ve Verimli Topraklar
Thevet, Levant coğrafyasındaki doğal zenginlikleri ve su düzeneklerini anlatırken Antakya’ya yeniden değinir.
Mısır sultanlarının Filistin şehirlerinde yaptırdığı kanalları örnek gösterir.
Bu kanalların izlerinin kendi döneminde hâlâ görülebildiğini söyler.
Özellikle Şam, Halep ve Antakya gibi şehirlerdeki su kanallarını anar.
Bu vurgu, Antakya’nın su kültürü, tarım ve şehir düzeni bakımından erken seyyahların dikkatini çektiğini gösterir.
Antiochus Soter ve Antakya’nın Kuruluş Hafızası
Thevet, bölgenin sağlıklı havası, verimli toprağı ve zenginliği nedeniyle
Kral Antiochus Soter’in burayı sevdiğini ve kendi adını verdiği Antakya şehrini kurdurduğunu anlatır.
Bu anlatı tarihsel açıdan tartışmalı ayrıntılar içerse de,
Thevet’in Antakya’yı Seleukos geçmişiyle bağlantılı düşündüğünü ve şehri klasik krallıklar hafızası içinde ele aldığını gösterir.
Antakya Son Durak mıydı?
André Thevet üzerine Jean Adhémar tarafından kaleme alınan
Frère André Thevet: grand voyageur et cosmographe des rois de France au XVIe siècle
adlı çalışmada, Thevet’in Fransa’ya dönüş yolunda Antakya’ya uğradığı belirtilir.
Adhémar, “Kutsal Topraklar’dan sonra Antakya’ya geçen Thevet, oradan deniz yoluyla yeniden Fransa’ya döner” der.
Buradaki “Antakya” ifadesini yalnızca bugünkü şehir merkezi olarak değil,
İskenderun Körfezi ya da Samandağ Limanı gibi Antakya hinterlandındaki deniz çıkışlarıyla birlikte düşünmek gerekir.
Çünkü 16. yüzyıl seyyahları için bir şehir çoğu zaman limanları, yolları ve çevresiyle birlikte anılıyordu.
Sonuç: Thevet’in Antakya’sı
André Thevet’in Antakya anlatısı, yalnızca bir şehir betimlemesi değildir.
Bu anlatı; klasik coğrafya, Hristiyanlık tarihi, Osmanlı idaresi, Seleukos hafızası,
antik kent adları ve Levant’ın geçiş yolları arasında kurulmuş geniş bir yorum alanıdır.
Thevet için Antakya, geçmişin görkemiyle bugünün gerçekliği arasında duran bir şehirdir.
Antik metinlerdeki büyük Antioche ile 16. yüzyılda karşılaşılan Osmanlı Antakya’sı arasında fark vardır.
Bu farkı görmesi, onu yalnızca aktaran değil, aynı zamanda karşılaştıran bir seyyah hâline getirir.
Bu nedenle Thevet’in metinleri, Antakya’nın erken modern Avrupa zihnindeki yerini anlamak için önemli bir kaynak olarak okunmalıdır.
Seyahat(Name)lerdeki Antakya Yazıları
Antakya’nın seyyahlar, kozmograflar, tarihçiler ve eski kaynaklardaki izlerini anlatan diğer yazılarımıza da göz atabilirsiniz.



