Yörük Kızı/ Duran Yaşar
Haber saati. Çiçeği burnunda bir haberci. Yirmi, yirmi beş yaşlarında var yok. Olay yerinde canlı yayın yapıyor. Olayın geçtiği bir köy evini gösteriyor. “Karşıdaki metruk evi görüyorsunuz sayın seyirciler. İki kuzenin günlerce kapalı tutulduğu ev.” diyor. Haberin gerisini dinle(ye)miyorum. Gencecik, Cumhuriyet çocuğu… “Metruk” ve “kuzen.” Biri Arapça, diğeri Fransızca iki sözcük. Ne acıdır ki, “kuzen” sözcüğü TDK ve Dil Derneği sözlüklerine de girmiş.
Yıllar önce bir Ege kasabasında tanıdığım doksanlık nineyi anımsadım. Eşi köy imamıymış. Okur yazarlığı bile yok. Oturuyorduk. Telefon çaldı. Yöre ağzıyla. “A kuzum, bu aygıtı kullanmasını pek bilmeyom ya…” dedi. Doksanlık nine, pırıl pırıl, öz be öz Türkçe “aygıt” sözcüğünü kullanıyordu. Ne Dil Devrimi’nden, ne de Türk Dil Kurumu’ndan haberi vardı.
Usta oyuncu Levent Kırca’nın bir küçük oyununu izlemiştim. Kırca, cepheden cepheye koşmuş, ömrünü cephelerde tüketmiş, öleli yıllar olmuş bir gaziyi canlandırıyordu. Oyun gereği Gazi diriliyor; torunundan kendini gezdirmesini istiyor. Üstünde bir asker giysisi, göğsünün iki tarafı madalyalarla dolu. Omzunda bir çakar almaz, belinde bir fişeklik… Sokakta tabelaları okumaya çalışıyor. Okurken dili bile dönmüyor. Hepsi yabancı. “Hangi ülke burası” diye soruyor. Torun, “Dede, burası Türkiye, İstanbul caddelerinde dolaşıyoruz “diyor. Dede, “Ben bunun için mi savaştım?” diye yazıklanıyor.
Kan kardeş “kanka”, hayret etmek “çüş, oha!” İstenmeyen bir karşılaşma, rastlaşma “pişti olmak;” donanım “aksesuar,” seçenek karşılığı, “obsiyon” sözcüklerini; kavgalı olmak yerine “papaz olmak” deyimini duysa, dede bir değil, birkaç kez daha ölecek. Oysa okumamış, ya da az okumuş insanımız, “papaz olmak” yerine daha sıcak, daha anlamlı, yani bizimki olan “harmanı savurmak” deyimini kullanır. “Yüklü,” “karnı burnunda” demeyi “hamile” demeye yeğler.
Özgün adı “kolyos” olan bir süs bitkisi vardır. Güneşi çok sevdiği için bolca güneş gören pencere önlerine korlar. Çiçeği için değil, yaprağının güzelliği için dikilir. Yaprak üzerindeki renkler öyle iç içe, öyle nakış nakış ki usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi. Meraklısı dışında kimse bu çiçeğin “kolyos” olduğunu bilmez. Yaprağındaki renk cümbüşünden dolayı “yaprağı güzel” derler.
“Japon armudu” denen, kış ortasında açan, çiçeği mayıs sonlarına kadar kalan bir süs bitkisi daha var. Yaprak açmadan önce çiçek açar. Açık kırmızıdan pembeye kaçan çiçekleri, dalların üzerine oya gibi dizilir. Adı, “bahar dalı”dır Antakya’da. Aynı çiçeği Gediz’de birilerine sordum, “Biz ‘yörük kızı’ deriz” dedi.
Bahar dalı… yörük kızı…
Hangisi deseler?
İkisi de derim.
Derim demesine de…
Bir farkla…
Yörük kızı daha albenili, daha sıcak geliyor bana
Kim ne derse desin…
Gönlüm “yörük kızı”nda kaldı.
📚 Kitap Bastırmak mı İstiyorsunuz?
Kitap basımı, ISBN ve tüm süreçler için bize ulaşın.




