ISBN, bandrol, baskı ve yayın sürecinde yanınızdayız.
Tüm süreci sizin adınıza kolaylaştırıyoruz.
📲 Ücretsiz Bilgi Al (WhatsApp)
Seyahat(Name)lerdeki Antakya- 43, “Mutlu Güney” M. Ziya Ünsel
İlk olarak 1963 yılı mart ayında Bursa’da basılmış bir seyahatname “Mutlu Güney”. 134 sayfadan oluşuyor ve son iki sayfanın ilkinde bir Hatay haritası, ikincisinde yani son sayfada “içindekiler” yer alıyor. Kitap hemen hemen baştan sona Hatay’ı bir gezgin gözüyle anlatıyor, küçük bir bölümde ise Gaziantep gözlemleri var.
2017 yılında Hatay Keşif Yayınları tarafından yeniden basılan kitapta Ünsel’in Kızı Nermin Ekin ve Kemal Düz’ün de yazıları var. Nermin Ekin “Babamın Hayatı” başlığı altındaki cümlelerinde 1941 yılında Hatay’a geldiklerini ve babasının Hatay’ı çok sevdiğini yazıyor.
Kitabın önemi de işte 1940’ların başındaki Hatay’ı bir seyyah gözüyle anlatan ilk ve muhtemelen tek kitap olması…
M. Ziya Ünsel İstanbul doğumlu bir öğretmen, uzun yıllar aralarında Antakya olmak üzere yurdun değişik bölgelerinde öğretmenlik yapmış, birçok şehri tıpkı Hatay’ı anlattığı gibi kaleme almış. Son görev yeri olan İstanbul Beykoz’da bir ortaokul ve kütüphanesi onun ismiyle anılıyor günümüzde.
İkinci baskıda bir giriş yazısı kaleme alan Kemal Düz “Mutlu Güney Hatay’dır” diyor anlatımlarında. İsmi geçmişken bu kitaplara ulaşmamda yardımcı olan Kemal Düz’e de çok çok teşekkürler…
M. Ziya ünsel’in “Acı Deniz” isminde bir de romanı bulunuyor. İstanbul’dan Hatay’a uzanan bir aşk ve macera romanı “Acı Deniz”…
1963 tarihli ilk baskı “Mutlu Güney”in önsözünü Azra Erhat yazmış. Şunları söylüyor Azra Erhat:
“Tanrı Türkiyeliye dünyanın en güzel iklimli, en bereketli ülkesini armağan etmiş, binyıllar boyunca ırk ve milletlerin kapıştıkları, imrendikleri, özledikleri uygarlık anası Anadolu’ya konuk etmiş bizleri, tarihlerin kat kat yükseldiği İstanbul’u tac etmiş başımıza ve biz ne topraklarımızın değerini bilir ne Anadolumuzu tanır, ne de İstanbulumuzu yeterince severiz. Nerde yaşarsak yaşayalım, gözümüz dışardadır. Çok acıdır söylemesi ama biz yurdumuzu sevmiyoruz”
İşte Antakya da o taçlardan biri ama neyse ki Antakya’yı, Hatay’ı yazanlar, tanıtanlar var. M. Ziya Ünsel onlardan biri. Işıklar içinde yatsın.
Her başlıkta son derece özenle çizilmiş manzara resimlerinin yer aldığı kitabın içindekiler bölümünde yer alan başlıklardan bazıları şunlar:
İskenderun Kordonboyu, Amanoslar’dan İskenderun’a, Soğukoluk, Fransızlardan Kalanlar, Arsuz, Antakya’da Su Dolapları, Antakya’da Asi Köprüsü, Atık Suyu.
İskenderun Kordonboyu
“İskenderun’da palmiyeleri duymuş, resimlerde görmişsünüzdür. Orda palmiye ile ilk karşılaşmanız trenden inince olur. Fakat palmiyelerin asıl yakışık aldığı yer deniz kenarlarıdır. Süslü faytonlar içinde şehre doğru koşarken asfalt boyunca evlerin mimarisi, havanın rutubetli sıcağı bize güneyin tropik limanlarından birine geldiğimizi anlatır.” (s. 13)
Amanoslar’dan İskenderun’a
“Her dönemeçte biraz daha yükseliyorduk. Her dönemeçte manzara büsbütün genişliyor, Amik Ovası büsbütün kuş bakşı oluyordu. Turistik, işte asıl buydu. Bu yerler gelmeye, gezmeye, görmeye değerdi. Hava reçine kokusuna doymuştu. Katırtırnakları asfalt kenarında sarı, sapsarı, tabiatın bahşetmiş olduğu süslerdi. Sıcak, çam ağaçlarının dallarında serin rüzgarlar olmuştu. Şehirlerde büyük malikanelerin bahçe yollarını, tarhların göbeklerini türlü çiçekler bezerdi. İskenderun yolu, Amanoslardan İskenderun’a kadar bir malikanenin yoluydu sanki” (s. 25)
Soğukoluk
“Soğukoluk’u Fransızlar kurmuşlar: Keyiflerine pek düşkün olan bu sömürgeciler, halkı sömürerek el kesesinden hovardalığa kalkışmışlar, rahatları, eğlenceleri ve tatlı canları için viraj üstüne viraj koyup bu çamlık yüce dağ başına yol çıkarmışlar. Konforlarını tamamlasın diye yalçın tepelere koca koca demir direkler dikip, elektriği ayaklarına getirmişler. Orasını mükellef köşkler, güzel otellerle süslemişler. Yazları herkes aşağıda sıcaktan bunalırken, onlar orada Boğaziçi’nde oturur gibi üfür üfür rüzgara karşı oturmuşlar” (s. 30)
Fransızlardan Kalanlar
“Soğukoluk’ta dolaşırken Fransızlar zamanından kalma evlere, kiliselere rastlıyorduk. Onlar yüksek duvarlar ardına çekilmişlerdi. Vahşi sarmaşıklar duvarları yıllarca sara sara muazzam yeşil çitlere döndürmüşlerdi. Demir parmaklıklı muhkem kapılarından baktığınız zaman içerde, geniş çimenzarların gerisinde İngilizlerin o sömürge evlerine benziyen evleri görüyordunuz. Pancurları, cepheyi baştanbaşa tutan uzun balkonlarının korkulukları, kapıları ve çatı kenarları yeşil boyalıydı. Beyaz yağlı boyaları eskimiş, yer yer dökülmüştü. Bahçeleri bakımlı, tarhları çiçekliydi. Ağaçlar bile daima yıkanmış, temizlenmiş, sulanmış gibi taptaze, yemyeşildiler.” (s. 43)
Arsuz
“Hatay’da plaj adı. Eski Altınkum, yeni Florya gibi. İskenderun deniz kenarı da plajı ondan 31 kilometre uzakta. İskenderun’da plaj yerine deniz var. Çocuklar kıyı iskelesinde berrak sulara balıklama atlarlar. Büyükler balıkçı sandallarıyla körfezin maviliklerine açılır, açıkta yüzerler. Çirkef suları, kanalizasyonlar denize akar. Kıyılarda deniz denizlikten, kumlar kumluktan çıkar. Kahveler, gazinolar körfezin geniş yalısını baştanbaşa tutmuştur. Denizin hemen kenarında yaşamak, sonra da yüzmeye hasret çekmek pek zor. Kıyı adamı oturduğu yerin hemen kıyıcığında denize gmeli değil mi? İskenderun’da yalıboyu bile 31 kilometre ötedeki Arsuz’a plajlamaya gidiyor.” (s. 68)
Antakya’da Su Dolapları
“Asi ırmağı şehri geçerken çevrede bostanları sular. Dev dolaplar çok eski çağlardan beri ağır ağır dönerler ve kıyıların manzarasına o karakteristik çizgilerini çizerler. Görenlerin hatıralarından silinmez olur yıllar yılı. Hollanda kıyılarının ebedi sembolü yel değirmenleri, Asi’de mimare boyunda su dolapları. Sular gürül gürül göğe asılı arıklara boşanır; çağıl çağıl akar göğe asılı arıklarla cennet bahçelerin havuzlarına kadar; taşar, bin kırık ayna düşer minare boyundan şarıl şarıl kara odun ayaklara, ırmağa boz bulanık olur.” (s. 103)
Antakya’da Asi Köprüsü
“Irmak şheri ikiye böler. Yenisi karşı kıyıda kalır. Çok eski çağlardan kalma taş köprü Antakya’nın kapısı sayılır. Bir başında cami meydanı, öbür başında Günzü Sinema ve gazinosu vardır. Meydanı sabahları bir Pazar kalabalığı doldurur. Gündüz gazinosunun terasında yaz akşamları oturacak bulunmaz. Köprü başı ilhak sırasında Fransızlarla Türkler arasında önemli olaylara sahne olmuştur.”
Atık Suyu
“Belen’de Atık çeşmesi başında sapından zincire bağlı kalaylı bir su tası vardır. Atık suyu su tasında cam olur, billur olur. Pırıl pırıl kalaylı su tasından Atık suyu içmek de ayrı bir zevk. Atık çeşmesi başında şair Faruk Nafiz’in “Çoban Çeşmesi”ni hatırlarız. Ordaki tas kırık çeşme tasıdır. Belen’deki yepyeni, koskocaman. Bir temmuz ortasında Belen’de mola verdik. Koca çeşme tasından kana kana su içtik, çenemizden aka aka, bağrımıza döke döke.” (s. 11)
Kaynak: Mutlu Güney, M. Ziya Ünsel, Işık Yayınları, İstanbul, 1963
📚 Kitap yayımlamak mı istiyorsunuz?
Yazınızı kitap haline getirmek, ISBN almak veya basım süreci hakkında bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
🔎 Faydalı Rehberler:



