[ad id=’11694′]

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANARKEN…

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANARKEN “Adını hiç duymadıkları bir yere” çok uzaklardan gelip “asla unutamayacakları bir öykü”yle yurtlarına dönmeyi başaranlar, tarihlerindeki en önemli olay diye anarlar o günleri. Onlar, “dünyayı yenenlerin yenildiği yer”e her yıl hiç bıkmadan usanmadan gelirler.  Avustralyalıların, Yeni Zelandalıların, ve dahi adlarını hiç duymadığımız adalıların oluşturduğu on binler, atalarının boğazlamak için geldikleri Türk askerleriyle…

CAN YÜCEL VE KÖY ENSTİTÜLERİ

CAN YÜCEL VE KÖY ENSTİTÜLERİ Şiirimizin büyük isimlerinden Can Yücel’i (1929 – 12 Ağustos 1999) kaybedeli 10 yıldan fazla bir zaman geçti. O şimdi hep mekanı olsun diye istediği Datça’da yeri doldurulamayan tüm büyük ustalar gibi dünyayı seyretmeye devam ediyor hala. Kimi zaman okkalı küfürlerle müdahale ediyor olan bitene, kimi zaman gülümsüyor. Unutulmaz şiirlerinden birinde…

Ankara ODTÜ'yle Güzel

ANKARA ODTÜ’YLE GÜZEL

Ankara tüm yanlış politikalara rağmen güzelleşirken, binlerce ODTÜ mezunu o güzelliğe doğrudan yaptıkları katkı için gururluydu. Resmi kurumlardan kendi kurdukları işyerlerine, özel sektörden belediyeye dek hemen tüm işkollarındaki üretim alanlarında belirleyici pozisyonlarda görmek mümkündü onları. Kütüphanesiyle, kongre merkeziyle, spor salonlarıyla ormanları, dereleri, arkeolojik çalışmalarıyla; araştırmaları, yayınları, buluşlarıyla… Teknokent’i, üniversite anlayışıyla ODTÜ Ankara’ya çok şey kazandırıyordu.

“HAYATA DÖNÜŞ”ÜN 8. YILINDA 12 EYLÜL’ÜN YARGI’SI VE HAPİSHANELER

“HAYATA DÖNÜŞ”ÜN 8. YILINDA 12 EYLÜL’ÜN YARGI’SI VE HAPİSHANELER 650 bin diye telaffuz edilen ancak gerçekte çok daha fazla olduğu sanılan  gözaltı sayısı, açılan 200 binden fazla dava, örgüt üyesi olmakla suçlanan yaklaşık 100 bin kişi, 500’den fazla idam cezası; yurttaşlıktan çıkarılan 14 bin, iltica eden 30 bin kişi… Sadece cezaevlerinde yaşamlarını yitiren  300’e yakın…

Aalen - Antakya Kültür Derneği 2010 Dr. Yahya Kanbolat Öykü Yarışması

CEMİL BEY

CEMİL BEY 2010 Yahya Kanbolat Öykü Yarşması’nda ikincilik alan öyküm:   CEMİL BEY Onu ilk kez bir hastane odasında çekilmiş fotoğrafta tanıdım. Yatağın ucuna eğreti oturmuştu. Apak saçlarıyla objektife mağrur bakmaya çalışan, ama artık son nefesini vermeye sayılı günleri kaldığını her haliyle belli eden bir ihtiyardı. Hemen yanında, onunla aynı karede yer almaktan duyduğu gururu…

“HAZİRAN’DA ÖLMEK ZOR”

“HAZİRAN’DA ÖLMEK ZOR” “(…) gece leylâk ve tomurcuk kokuyor bir basın işçisiyim elim yüzüm üstümbaşım gazete geçsem de gölgesinden tankların tomsonların şuramda bir çalıkuşu ötüyor uy anam anam haziranda ölmek zor!” demiş şair[1] Bütün görkemiyle ortaya çıkan güzellikleri terketmenin zorluğundan mı hareket etmiş, yoksa o zorluğu en ince ayrıntılarına dek tahmin ettiği halde, herkesin başaramayacağını…

MAYISTA NELER GELİR AKILLARA

MAYISTA NELER GELİR AKILLARA “Kırlarda mayıs ayı gülüp çiçeklenmede”[1], tarlalar yeşillenmiş, rüzgarlar çiçek kokmakta… Mayısta bahar gelir yurduma. Bahar gelir dünyaya… Ama akıllara bahar gelmez mayısta. Sözcüğünün yanında zorlama duran “bahar” da olsa, en çok yakışan da bulunsa, bayram gelmez akıllara 1 Mayıs’ta. İşsizlik diz boyuyken, onca yoksulluk varken, bir türlü eksilmeyen krizlerin faturası hep…

RÜYALAR – DÜŞLER

RÜYALAR – DÜŞLER Rüyalar bir şey mi söylemek ister, yoksa günün yorgunluğunun atıldığı gecelerde zamandan, uzamdan bağımsız zorunlu bir yolculuk mu demektir? Ne hiç bilinmeyen bir yerlerden haberler verirler, ne tanınmayan canlıları gösterirler… Kim bilebilir? Düşler nereden gelir, nereye giderler? Yanlarında ne getirirler, giderken ne götürürler? Ayrı bir dünyaysa bu kadar mı kolaydır yolculuk? Şeçme…

EGEMENLERİN ŞİDDETİ

EGEMENLERİN ŞİDDETİ Dünyada gelişen olaylara ister sınıfsal açıdan bakalım, istersek farklı bir yöntem deneyelim; her durumda, insanın ya da insanların bulunduğu her toplulukta egemenlerin olduğunu kabul etmek zorunda kalırız. Topluluk anne, baba ve çocuktan oluşan bir aileyse, egemen; çoğunlukla babadır orada. Çoğu yerde yasalar da ona bu hakkı tanımıştır. Karısına ya da çocuğuna şiddet uygulayan…

YOKSULLAR DA ÇALAR

YOKSULLAR DA ÇALAR Küçük bir çocuk simit ya da baklava çaldığında alnına ömür boyu hiç silinmeyecek bir leke çalınır. O artık bir hırsızdır. Hele ki “adalet”in “şaşmaz” kolları onu demir parmaklıklar ardına “ıslah” olması için yolladığında alnındaki damga küresel boyutta tescillenmiştir. Öte yandan sıradan kahvehane sohbetlerinden tutun da, hararetli açık oturumlarda ya da içki masalarına…