SANAT VE YARATICILIK I
Yaratmak için yaratıcıyı uyaran uyarıcılar olmalıdır. Bu olmadan yaratıcı yetenek gerekli olan dinamizmden yoksun kalır. Yaratıcının yaratısını bu uyarıcılardan kopararak yalnızca yeteneğe bağlamak yanlıştır. Bu durum yakıtsız bir araca iş yaptırmaya çalışmaktan farksızdır. Yaratıcıyı tetikleyen etkenleri şöyle sıralayabiliriz.
Bilgi birikimi ve kültür: İnsan elinin ve ruhunun değip değiştirdiği her şey kültürdür. Hiçbir marangoz kendi kendini usta yapmamıştır. Diğer zanaat dalları insan denilen canlının toplumsallaşması, üretimin toplumsallaşması, sanatın da toplumsal bir yapıya bürünmesine neden olmuştur. Sanatçının kendinden öncekilerin bir an önce ustalaşmasına katkısı vardır bu gerçekliğin. Bu katkı birike birike bu günkü dev boyutlara ulaşmış, sanat ve sanatçının birlikte gelişmesini sağlamıştır. Bir alandaki sanat ve sanatçılar birbirlerinin gelişmesine katkı sağladığı gibi, bütün sanat dalları buna benzer biçimde birbirlerinin gelişmesine katkı sağlamışlar ve sağlamaya da devam etmektedirler. Mükemmel bir resim, şiirde mükemmel bir imgeyi besleyebilir. Bu bakımdan bilgi, kültür ve yeteneğin birlikteliği ve toplumsallığı dehayı tamamlayan en önemli olgulardır. Her şeyin birbirine bağlı olduğu gerçekliğine bağlı olarak, yalnızca bir sanat dalının kendi alanındaki diğer sanatçıları ve sanatını değil başka alanlardaki sanat dallarını ve sanatçılar da estetik olarak geliştirip zenginleştirir. Bu geliştirme yalnızca sanat açısından olmaz. Siyasi, ideolojik, politik birikim de ileride açıklanacağı üzere sanatın önemli tetikleyenleridirler. Şu kadarına değinelim. Yalnızca acıyı ya da sevinci sanatla gündeme getirmek o sanat için kısırlığa neden olur. Bilgi birikimi, acının nedenlerini ve çözümün de mümkün olduğunu açıklığa çıkarınca, sanat yalnızca acıya değil, çözümü de kapsayacağı için hem sanatçıyı, hem de sanatı daha etkin hale getirecektir.
Sorumluluk duygusu: Sorumluluk duygusu olan yaratıcı yetenek ne doğanın talan edilmesi, ne çevre sorunları, ne sağlık sorunları, ne ülke sorunları karşısında duyarsız ve tepkisiz kalamaz. İleri bir yaşam olanağı varken, toplum geri bir yaşam içinde acı çekiyorsa, burada yalnız acıyı sanatla ifade etmek yetmez. İleri yaşama geçişin önündeki engeller, sanatçıyı yalnızca acıya bağlamaz, duyarlık diğer halkalarıyla birlikte üretmekten kendini alıkoyamaz. Bu tepki yetenek sahibini bütün gücüyle yaratıya yöneltecektir.
Ülke, doğa, insan ve toplum sevgisi: Sevilenlerin seven karşısında olumsuz duruma düşmesi, yaratıcı yeteneği yine yaratısı doğrultusunda tetikleyecektir. Sevmek mutluluğun en önemli birimlerinden biridir. Sevgisiz insan eksik insandır. Sevmek en önemli duygulardan biridir ve sorumluluk ister. Seven sevdiği için zor gününde elinden geleni yapmıyorsa, o sevgi sahte bir sevgidir. Bütün sevgiler sevdiği için sorumluluğunu yerine getirmek durumundadır. Bu duygu güzellik duygusunun en önemli yandaşıdır. Sanatçı güzellik duygusuna sanatıyla can vereceğine göre, sevdiği için ne gerekiyorsa onu da sanatından ayıramaz. Çünkü duyguları bunu zorunlu hale getirir.
Aşk: Aşk siyasetle bağlantılıdır. Unutmamalı ki aşkın en büyük düşmanı ekonomik yetersizliktir. Ekonomik yetersizlik ise bozuk politikaların uygulanmasıyla ilgilidir. Bu yüzden toplumun tümünün mutluluğunu hedefleyen ülkelerde yoksulluk ve geçim sıkıntısı, işsizlik olmaz. Kavuşmanın yolu çağdaş bir toplum, çağdaş bir yaşam ve bilinçten geçer. Böyle bir yaşamı elde etmek ise tüm toplumun mutluluğundan yana üretim ve paylaşım politikalarının uygulanmasına bağlıdır. Belli bir kesimin çıkarlarına yönelik üretim ve paylaşım biçimi ayrılıkların, yanlış aşkların, yanlış evliliklerin, yuva kuramamanın temel nedenidir. Donanımıyla bu sorunu gören yaratıcı yetenek, yeteneğini yaratıya dönüştürme azmiyle hareket edecektir. Aşk acısı toplumların mutluluğuna ters düşen siyasi uygulamaların sonucudur. İdeolojik olarak donanımlı bir sanatçı, aşk acısının siyasi bağlantısını çok iyi kavrayacağı için, aşk şiirlerini de bütün bağlantılarıyla bilinçli olarak yaratıya dönüştürme azmi, yaratma enerjisini üst düzeylere çıkaracaktır. Yalnızca kendinin aşk acısına ve ayrılığına bağımlı kalmak sanatçı sorumluluğuyla ve duyarlığıyla bağdaşmaz. Onun için toplumun bu yöndeki acıları da sanatçıyı kendi acıları gibi tetikleyecektir.
Yeni bir yaşam ütopyası: Savaşların, açlığın, işsizliğin olmadığı bir yaşam her zaman mümkündür. Bunu bilimsel olarak kavrayan yaratıcı yeteneği, bu isteği elbette bütün gücüyle harekete geçirecektir. Olumsuz yaşamın içinde bunalan yetenek, olumlu yaşamı hissettikçe ikisi arasındaki gerilim kendi gerilim ve enerjisine ve azmine dönüşecektir. En büyük eserler bu dürtünün etkisiyle yaratılmıştır. Aşk acı çekmenin kendisi değildir, onu engelleyenlerin sonucudur.
Daha sıralanacak pek çok olgu buraya konabilir ama yaratıcılığı tetikleyen yan etmenlerin anlaşıldığı sanısıyla bu kadarını yeterli buluyorum.
Doğal ve toplumsal yapının baskıladığı insan bu koşullarda yaşam mücadelesine yaratıcılığını da eklemek zorunda kalmıştır. Birey bu mücadele içinde elini tuttuğu her şeyi değiştirip dönüştürürken, farkında olmadan hem fiziki hem de ruhsal olarak kendini de değiştirip dönüştürmüş, geliştirmiştir. Bu ortamda yeteneğine yaratıcılık eklemlenmiş, alet yapımındaki ustalık giderek sanatsal yapıya da dönüşmüş, böylece yaratıcılık sanatı sürekli ilerilere taşımıştır.
İnsan alet yapmakla hayvandan ayrıldığı gibi, bu eylemi içinde yaratıcılığını nesilden nesle, geliştirerek taşımıştır. Sanatsal bağlamda üreten sanatçı, üretilen sanat olunca, sanat ve sanatçının birlikteliği ilahi bir gücün değil, dürtülerin zorunlu sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Ne yaratıcılık ne de ilham yine ilahi bir güce bağlı olarak değil de, yaşamsal olumsuzlukların, olumlu istek ve hayallerin önünü kestiği ikilemde, duygu yoğunluğunun, güzellik ve iyilik adına kendini ifade etmesiyle ürüne dönüşmüştür.
İnsanoğlunun insanlık tarihi boyunca verdiği yaşam mücadelesi, maddi alanda varılan sonucun, manevi alanda da kendini yansıtması olarak ortaya çıkmıştır. Yani yaşamı ve doğayı değiştirip dönüştürürken, farkında olmadan kendini de geliştirmiş, yaratıcılık ise bu değişim ve gelişime ayak uydurmuştur. Toplumların maddi yaşamda gelişmesi, başta sanat olmak üzere manevi alanda da gelişmesini sağlarken, sanatsal bu çaba bir yandan da yaşamdaki yeniden gelişmeye katkı sunmuştur. İnsanlık tarihi boyunca bu mücadele devam etmiş ve etmektedir.
Yaratıcılık, yaratıcının dışında, toplumun da gelişme, değişme ve dönüşmesinde önem kazanmıştır. Bu bağlamda insan düşünen, hayal eden ve bunları imgelerle sembolik ifadeler olarak görselleştirme, çağrıştırma ve toplumla buluşturma gücüne ulaşmıştır.
Ulaşılamayanlar, sır olarak kalanlar, döneme göre çözümsüzlük içerenler; gerçeküstücülüğün, yani fizikötesinin de etkisiyle, sanatı, bu bilinmezliğin sırlar mabedi olarak, inşa etmeye götürmez, götüremez de. Yüzü yaşama ve yaşam mücadelesine dönük olmak zorunda olan sanat ve sanatçı, bunları bilince indirir ve gerçeklik temelinde yansıtır. Gerçeküstücüler ortamın bu özelliğinin etkisiyle gerçeküstücülüğü gerçeklikten kopmanın aracı olarak kullanırlar ve sanatı toplumsal mücadelede etkisizliğin, dolayısıyla çözümsüzlüğün hizmetine sokar.
Yaratma ve tepki gösterme açısından, sanatçı hem içten hem de dıştan gelen uyarıcılar dolayısıyla harekete geçer. Hareketin temelinde her türlü olumsuzluğa karşı tavır ve çözüme yönelik tepkiler vardır. Şunu da yineleyelim ki içten gelen tepkiler orada kendiliğinden oluşmamıştır. Dış etkenlerin zoruyla manevi alanın pratiğe yansıması bu ikilinin birlikteliğinin sonucudur. Manevi alan edilgendir ve dışa bağımlıdır, yaşama bağımlıdır. Yani iç alem dış alemin görünmez yanıdır. Böylece ortaya çıkan ruhsal enerji, pratikte estetik olarak yerini alır.
Ruhsal birikim ve neden olduğu iç enerji yükünün yarattığı gerilim, sanatçıyı çözüme yöneltir ve bu yönelim ekonomik, siyasi mücadele yanında sanatsal yaratının ve dolayısıyla da sanatın mücadelesi olur. Aşk konusu, kavuşma isteği, kavuşamama, işsizlik ve benzeri sorunlar, çözümle çözümsüzlük ikilemi, ruhsal birikimin oluşturduğu gerilim, bu birikimi boşalmaya yöneltir. Bu boşalmanın en önemli birimlerinden biri sanatsal yaratıdır.
Yaratıcı yön aynı zamanda haz alma eylemidir. Ancak bu yönelim bütün ihtiyaçların giderilmesine ve tatmine yönelik gerçekliğin çerçevesi içinde olursa bir anlam ifade eder. Yalnızca hazza yönelik olur da çözüm ve bunun teori ve politikasından kopuk olursa, sanat da diyalektik olarak kendini en üst düzeyde oluşturacak olan halkalardan kopuk olur. Çünkü insan var oluşundan beri sorunlarla birlikte ve o sorunları aşarak bu günlere geldi. Sorunlar yaşamın bir parçası olduğu için, çözümler de yaşamın bir parçasıdır ve çözümün yolu da siyasi uygulamalardan geçtiğinden dolayı, sanat siyasi içerikle iç içedir. Bu yüzden sanat insandan ve toplamdan ve insan etkinliklerinden ayrı düşünülemez. Bu felsefeyle yaratılan sanat kendini yüceltecek olan bütün birimleriyle buluşacağı için, kendini tamamlamış olacaktır.
Yaratıcılık iç birikimleri sağlayan, dış olumsuzlukların nedenlerine karşı olduğu gibi, bu nedenleri ortadan kaldıracak tüm olgulardan yana olma özelliğindedir. Yaratıcılık güzellik duygusunun hareket alanıdır. Güzellik duygusu ise yapısı gereği çirkinliklerle, kabalıklarla, haksızlıklarla bağdaşık olmama gibi bir yapıya sahiptir. Bu durumda sanatta tarafsızlığı savunanlar sanatı bu gerçeklikten koparıyorlar.
Kişinin özgürlüğü ne kadar sınırlı ise, bu sınırları kaldırmak için biriken iç enerji ve ona bağlı olarak özgürlük isteği de o eğilimle birleşmek durumundadır.
“Yaratıcı bir yetenekle dünyaya gelen insan, bunu insan olmanın olağan sınırlarının ötesinde, yani fiziksel sınırlamalar karşısında da kuşkusuz doğasındaki güzellik güdüsüyle, bu yeteneğine bir çıkış yolu bulma gereksinimi duyacaktır. İnsan hedeflediği yaşama tutunma mutlu olma, güvenli huzurlu bir ortam ve ölüm korkusunu yenmek için sanatı araç olarak kullanır” (Leyla Ağluç)
Yaratmak sanatçıya özgü olduğu kadar, dış etkenlere de bağlıdır. Sanatçının doğasında yaratıcılık, uyaranlar olmadıkça uyku halinde kalır. Yeter ki onu o uykudan uyandıran uyarıcılar olsun. Demek ki yaratmak yalnızca yaratıcıya özgü bir eylem değildir. Yaratıcıda, yaratıcılığı dölleyen, mayalayan şey dış uyarıcılardır. Diğer halkalar olmadan, bir araya gelmesi gerekenler kendilerini tamamlamadan, bir bütün oluşturmadan, yaratma eylemi gerçekleşemez. Yaratıcı yeteneği harekete geçiren dış uyarıcıların bilinmesi, bilinçle buluşması, toplumsal gelişmenin önünü açacağı için, buna karşıt tavır içinde olanlar, dış etkenleri bu yüzden göz ardı eder, yaratıcılığı yalnızca yaratıcının yeteneğine bağlarlar
Önemli etkileyenlerden biri de toplumsal gelişmenin sanat ve kültür alanında da yeteri düzeye çıkması ve yetenekleri erken yaşta yeteneklerinin farkına vardırması ve genç yaşta ustalaşmalarını sağlamasıdır. Sanatın toplum üzerinde önemine değer veren yönetimlerin olduğu ülkelerde, dehaların çıkması ve büyük eserlerin varlığı buna bağlıdır. Kentlerin kent olduğu kadar insanın da o kentlere yakışan insan olmasının yolu sanattan geçer.
Yaratmak, haksızlıklara ve her türlü baskıya karşı, güzellikten, haklılıktan, mazlum olandan yana olmanın estetik alandaki tepkisidir. Aynı zamanda olumsuza karşı olurken, olumludan yana olmanın iç gerilimi, yaratıcılığın dinamizminin, motor gücünü oluşturur.



