Şiirden İnsana Verimli Bir Yolculuk: Şiirime Sesler Konar
“Her yolculuk hayırlı değildir, Su dökülmez ardından.”
Şiirime Sesler Konar* İdris Özler’in şiir türünde yazdığı ikinci kitabı. 2017 yılında Düşlerime Salıncak Kur adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştı. Bu kitap ilkokul öğrencilerine yönelik şiirlerden oluşmaktaydı. Şiirime Sesler Konar ise çoğunlukla kısa şiirlerden oluşmakta. Eserin lirik yönü ağır basıyor. Şair dış dünyaya ve insanlara duygu yoğunluklu bir bakış açısıyla bakmakta. Bu yaklaşım tarzı okuruna sunduğu dizelerin incelikli dizeler olarak varlık göstermesini sağlıyor.
İdris Özler, Şiirime Sesler Konar’da “Şiiri tanımlamaya çalışmak yerine şiiri yaşamak en doğrusu olacaktır.” diyerek söze başlıyor. Gerçekten de insan nesli yüzlerce, hatta binlerce yıldan beri şiirin ne olduğunu saptama ve tanımını yapma konusunda sayısız düşünce ortaya koydu. Oysa şiir tanıma ya da nedir sorusuna muhatap olmayacak kadar derindir. Şiiri yaşamak şiir yazmaktan çok daha anlamlı bir eylemdir. Salt hoş nidalar oluşturmak için şiir yazmak havanda su dövmekten başka bir şey değildir. Meselesi ve duruşu olmayan, düşünce üretmeyen şairlerin özge şiire ulaşamayacakları da evrensel bir gerçektir. Özler, şiirden yana bir duruş sergileyerek şiiri önceliyor.
Orhan Veli’nin 1940’lı yıllarda ortaya koyduğu fakat zaman içinde nitelikli örneklerinin fazlaca verilemediği Garip Şiir Akımı’nın doğallığı ve uzun uzadıya söylenen, şairane sözden uzaklaşma tercihi İdris Özler’in şiirlerinde kendisini belli ediyor. Darası alınmış, kısa ve öz şiirlerle duygu ve düşüncelerini aktaran şair; boş ve süslü sözden ziyade dolu, yoğunlaştırılmış, yalın söze önem veriyor. Gereksiz yazılan her söz yazana da okuyana da yüktür.
Şiirde sözcük şairin hem silahı hem kalkanı, hem beslendiği azığı hem de gücünü aldığı kaynaktır. Şairler güçlerini önemli oranda biriktirdikleri sözcüklerden alırlar. İnsan ruhunun sınırlarını sözcükler belirler. Bir kişinin ruhu edinebildiği sözcükler kadardır. Özler, paylaşımcı yanıyla heybesindeki iyi sözcükleri başkalarıyla paylaşıyor. Ne zaman: Böyle zamanlarda, tarifi güç zamanlarda… Tıpkı güzel havaların şairleri şair kılması gibi günün ya da mevsimlerin bazı zamanları şairlerin içlerindeki güzellikleri paylaşma duygularını ortaya çıkartır: “Böyle zamanlarda/ Dağıtmak istiyorum / Dilimdeki bütün iyi sözcükleri./ Böyle zamanlarda/ Günler bu kadar mı kısa gelir insana!” (s. 12)
Kentler ve kentlerdeki insanlar kalabalık, bir o kadar da modern hayatın keşmekeşiyle kirlenmişlerdir. Sokaklar, caddeler, otobüsler, trenler, vapurlar kalabalık; bir o kadar da bomboştur. Şair onca insan kalabalığına rağmen kendisini yalnız hisseder. Konuşacak kimse bulmakta zorlanır, gölgesinden başka bir sohbet arkadaşı bulamaz. Sokakların telaşından, insanların aslında birbirlerinden uzak olmalarından ötürü nefes almakta bile güçlük çekmektedir. Şairlik nihayetinde dış dünyaya tahammül etmek demektir çoğu zaman diliminde: Kirli sulardaki balıklar gibi / Nefes almakta zorlanıyorum./ Tren kalabalık, / Otobüs kalabalık,/ Vapur kalabalık, / Cadde kalabalık, / Sokak kalabalık,/ Gürültü kalabalık,/ Sokaklar koşuyor telaş içinde./ Bir ben yalnızım./ Konuşacak kimse bulamam / Gölgemden başka… “ (s. 18)
Özler’in yakındığı bir başka insanlık hali yapay sıkıntılar ağıyla örülen gerçeklerdir. İnsanlar birbirlerine dünyayı dar etmek için ellerinden geleni yaparlar. Gerçekte yaşamak o kadar karmaşık bir eylem olmadığı halde bizler hem kendimiz hem de başkaları için dünyamızı darlaştırıyor, işlerimizi zorlaştırıyoruz. Şair tüm bu olumsuzlukların içinde bir çocuğa seslenir. Ondan olanca masumiyetiyle oyunlar oynamasını, koşmasını, rüzgarla dans etmesini ister. Katı gerçekleri dayanılır kılan etkenlerden birisi de çocukların sevinçleridir: “Gerçekler bir su gibi sardı beni, / Bir hava gibi boşluksuz./ Günlük sıkıntılar,/ Kendi yarattığımız çileler,/ Her yerde gerçeğin katı yüzü./ Beni gülümseten tek sensin,/ Ürkek adımların,/ Tatlı konuşman… / Bütün gerçeklerin inadına,/ Gel güzel çocuk;/ Koş, saçlarını savur,/ Düşlerime salıncak kur” (s. 27)
Dünya sözüm ona uygardır. Birbirini ötekileştirmek, sömürü ve şiddet gezegenimizde boy gösterdiği sürece ne barış ne huzur ne de eşitlik kavramları var olabilecektir. İdris Özler modern dünyanın emperyalizm ve kapitalizm yüzünden ikiyüzlüce dönmesinden şikayetçidir. Durmaksızın tüketen, asla başkalarıyla özdeşim kuramayan insanlığın yüreği nasırlı, gözleri kör, vicdanları iş görmez haldedir. Sözde çağdaş Batı uygarlığı, Doğu insanının kanını emen bir sömürgenden farksızdır. Özellikle Gazze bütün insanlığın ve Müslümanların vicdanlarında bir lekedir. Onlar ağladıkça hiç kimse gerçek anlamda gülemeyecektir. Şair, duyarlı yüreğiyle bu gerçeği işaret ediyor: “Bir yanı bağlıydı gözlerinin,/ Yürekleri nasırlıydı/ Sözüm ona insanların./ Aralık 1963’teki kanlı Noel’i / Nasıl görmedilerse Lefkoşa’da./ Görmedilerse 1995’teki sekiz bini aşkın insanın-Sırf Müslüman olduğu için- öldürüldüğünü Srebrenitsa’da./ Afganistan’da , Suriye’de, Irak’ta, Uygur’da/ Buğday başağı gibi serilen insanları görmedilerse/ Görmezler elbette/ Ölürken Gazze’deki çocuklar, masumlar, kadınlar…/ Sözüm ona uygar dünya(!)/ Sözüm ona alem-i İslam(!)/ Bu gerçeği Hollywood filmi sandılar” (s. 33)
Her çağın yangını başkadır. Hele ki 21. yüzyılın yangını diğerlerine hiç benzemiyor. Her şey ve herkes müthiş bir hızla değişti. İnsan denen evrenin en tuhaf varlığı, bu yüzyılda hayal edemeyeceğimiz kadar müthiş bir devinimle evrildi. Kimi iyi kimi kötü yönde gerçekleşti bu evrilme hali. Şair kendimiz bile kalamadığımız bir dönemin sisli puslu ortamını resmediyor. Artık hiç kimse hiç kimseyi görememektedir. Başkalaşımın izleğinde duru görü yeteneğimizi de yitirdik: “O hale geldik ki/ Kimse, kendi değil./ Unutulan benlikler,/ Zoraki itiraflar,/ Çıkarcı iltifatlar,/ Sarmış sis gibi her şeyi,/ Bakınca göremiyorum kimseyi “ (s. 45)
Dünya üzerinde öleceğinden haberdar olan, varoluşunu sorgulayan tek canlı insan. Kimilerine göre dünya hayatı bir rüyadan ibarettir, kimilerine göre ise gerçeğin ta kendisidir. Şair her iki olasılığın da varlığından söz ediyor. Eğer hayat rüyaysa içine delice dalmamız gerektiğini söylüyor, eğer gerçekse ne yapmamız gerektiğine ilişkin bir ipucu bile vermiyor. Kuşkusuz bilerek söylemez, okurlarının düşünme ufuklarını genişletmek için: “Bir rüyadan ibaretse hayat/ Kıyısından bakmak olmaz/ Bütün deliliğinle içine dalacaksın./ Bir gerçekten ibaretse hayat/ Ve verdiğin sözler varsa/ Bilmiyorum ne yapacaksın?” (s. 55)
Umutsuzluk insana yakışmaz. Hayattaki birçok zorluk bizi umutsuz kılmak adına yolumuza birçok taşlar döşese de umut her zaman vardır. Ve bizi hayata bağlayan, bütün olumsuzluklara rağmen yaşama sevincimizi diri tutan en önemli yetkinliğimiz ve gücümüz umuttur. Şair bizden ve kendisinden umutsuz olmamamızı ister. İsteyen ve istedikleri uğruna çaba sarf eden herkes güzel günler görebilecektir. Her derdin bir çaresi mutlaka vardır. Çünkü zaman, yaratıcımızın bizlere bahşettiği bir sermayedir: “Umutsuz olma,/ Yeter ki iste./ Her şeyin bir çaresi vardır./ Unutma,/ Yaşayacağın her saniye/ Kullanılmamış taze bir zamandır” (s. 67)
Gençlik aslında hepimiz için orta yaşın tarlası gibidir. Gençliğimizde ektiğimiz tohumlardan beslenir, diktiğimiz fidanların altında gölgelenir, meyvelerinden tat alırız. O dönemde aklımız bir karış havadadır. Yaptığımız hataların nedeni de budur. Şair olgunluk çağındaki aklının gençliğinde olduğunu varsayıyor. Hayat daha güzel olurdu kuşkusuz gençken şimdiki kadar akıllı olsaydık: “Bugünkü aklımı / Yirmi yaşında verseymiş/ Bana kader,/ Hayat ne güzel yaşanırmış meğer.” (s. 70)
Şiirime Sesler Konar’da İdris Özler, hayattan edindiği deneyimlerden yola çıkarak birbirinden faydalı salık vermelerde bulunuyor. Fakat bu salık vermelerde üst perdeden, ben bilirim imasında bulunan bir üslup kullanmıyor. Haykırmıyor, herhangi bir düşünüş biçimini dikte etmeye kalkışmıyor. Yalın ve mütevazı bir dille aktarıyor birikimlerini. Bu nedenle olsa gerek okuru tarafından önerileri kabul görüyor. Günlük hayatın doğallığında, sakin ve katışıksız bir paylaşım tarzıyla yaklaşıyor insana, topluma, varoluşa ilişkin ne olana. Bu yazı şairin okuruna sunduğu onlarca demetten yalnızca birisi… Diğerlerini derebilmek dileklerimizle…
Şiir en çok sestir, öyleyse nefes… Şairin sesi kısılmasın! Nefesi daralmasın! Şiirine konan sesler yoldaşı olsun!
*Şiirime Sesler Konar, İdris Özler, Akdoğan Yayınevi, Ankara, Temmuz 2025.



