KURT SALTUK VE AYÇA SULTAN

KURT SALTUK VE AYÇA SULTAN Evvel zaman içinde kalbur saman içinde… Develer tellal iken… Pireler berber iken… Ben babamın beşiğinde tıngır mıngır sallanırken diye başlayan masalların birinde ulu bir dağ varmış. Bu dağın ulu tepesinde Cesur adında bir Yörük obası varmış. Bu Kabilenin halkı hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyorlarmış. Bunların yanında Cesur obasının bütün insanları hayvanlarla…

BEN KARA FATMA

BEN KARA FATMA Mehmet DAĞISTANLI / Anatolia Kitap Aşağıdaki tanıtım yazısı Ferfir Yayınları Editörü Fatma Türkdoğan tarafından kaleme alınmıştır. Eşini Sarıkamış’ta şehit veren Fatma Seher, Rum çetelerine karşı bir şeyler yapması gerektiğine inanarak kendisi gibi yürekli on kadını örgütler. Yunan karakollarına baskınlar düzenleyip işgal güçlerine karşı direnirler. Mustafa Kemal Paşa’yla görüşüp vatan savunmasında yer alır.…

Kitaplarla Söyleşi-II, Oğuzhan Saygılı

Kitaplarla Söyleşi-II, Oğuzhan Saygılı Aşağıdaki tanıtım yazısı Ferfir Yayınları Editörü Fatma Türkdoğan tarafından kaleme alınmıştır. KİTAPLARLA SÖYLEŞİ 2, Oğuzhan SAYGILI / Post Kitap 2017 yılında birincisi basılmış olan Kitaplarla Söyleşi 2 adlı kitap, eğitimci yazar Oğuzhan Saygılı tarafından çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış otuz üç kitap tanıtım yazısının biraya getirilmesinden oluşuyor. Kitaptaki yazılar; On Yıllık…

Yolculuk Telaşı

Yolculuk Telaşı “ay ışığı suda durmaz / insanoğlu dünyada …” Ay ışığı su gibidir İnsanoğlu dünya Sarışın bir gölgedir keder İkindi vakti gönle düşer Tahammül güçsüz kalmıştır artık Gün batımını seyirden Ay ışığı suyu sevdi İnsanoğlu dünyayı Kalbimde hatalara kör bir âşık Kişi derdinden büyüktür Aşkından küçük Acizim kolum, kanadım kırık Ay ışığı suya doymaz…

eyyamı bahar için

eyyamı bahar için bulutsa eğer şu gökyüzündeki gerçekten yanıltmıyorsa beni gözlerimde titreyen aksi ben de bir kadın olmalıyım belki de kabristan yakınlarında şoseye fırlayan belirsiz bir görüntü varlığı yokluğu tartışılır   kuytu kalmalı mesela saksıda kimliği masal ülkelerinin kütüğünde kayıtlı bir ortanca alına al pembesine pembe desek de biz o bilmeli kendi sıfatını yalnızca   ay…

hüsn, aşk ve rint

hüsn, aşk ve rint   hüsn çiçekleri severdi belki de nazdar ve narin adımlarla gül bahçesine uğrardı zaman zaman   gelişiyle hüsnün çimende yapraklar titrerlerdi yerlerinde semadan bembeyaz bir bulut geçerdi vakit ikindi olurdu aniden   aşk zaten meyilliydi güzele su gibi duru seyyareler kadar serin akardı yumuşak toprağın üzerinde   billurdan dokunuşlar sahile vuran…

buhurdan ayna

buhurdan ayna   akşam güneşinin zemine değen aksi paslı makasıyla keser etekleri tülden düşsel bir entariyi asılır kalır özürler kurumuş ağaç dallarına titrek parmaklarıyla göğe tutunur yabancımız tüm kederler   susmalara yetişemem her susku masmavi kanatlı hızlı bir tren karabasanların mıydı acaba seni muhacirliğimden devşiren   eskidim halsizim anlayışsızım üstelik kapılarımı kapatsam keşke uğuldayan rüzgara…

tülden ince

tülden ince   kim ne derse desin koyu kahve gözleri var bu şehrin kaldırımlarında gramafon öksüzü sesler ılıman bir rüzgardan arta kalır gümüş tepsiye konup göçen gecesi düştü düşecek dalından nefti şarkılara ayın on dördü işit ey halden bilmez akış tülden ince parmaklar toz duman alacası   bir el kapısı açıldı ilkin bir dost meclisi…

nefesin dağılır

nefesin dağılır   serçeler konar dallara, serçeler havalanır. telgraf direklerinden, silinip gitmiştir oysa eski nameler. yorgun düşmüştür çoktan, boşluğu tıkırdatması, uzun ve ince parmakların!   hallacın iğnesi, nakkaşın hokkası , unutulmuş sözcükler…   üstelik bin yıl geçse de üzerinden matem hep vardır…   her hüzün alaturkadır biraz. yitik bir şehrin tarçın, buhur ve dün kokan…