Kitap bastırmak, ISBN almak ve yayın sürecini öğrenmek mi istiyorsunuz?
Bu sayfada 2026 yılına ait güncel yayıncılık rehberlerini bulabilir, kitap basım maliyetlerinden ISBN başvurusuna kadar tüm süreci adım adım öğrenebilirsiniz.
En çok okunan rehberler:
ISBN nasıl alınır?
50 adet kitap basım maliyeti
Kitap bastırmak için ne kadar gerekir?
SICAK SANCI’DA HİDAYET KARAKUŞ ŞİİRİNE BİR BAKIŞ
Dizdar KARADUMAN
Edebiyat dünyasına şiirleriyle adımını atan Hidayet Karakuş; daha çok şair olarak tanınır; ancak bu, başta çocuk edebiyatı olmak üzere onun öykü ve romancı yanını görmezlikten gelmemize engel değildir. Edebiyatımıza kazandırdığı yapıtlarına baktığımız zaman sekiz şiir, dört roman, iki anlatı, yirmi dokuz çocuk kitabı ile on yedi radyo oyununu da unutmamak gerek. Tabi ki bunlarla birlikte dört şiir, dört roman ödülü, Şeyhi Sanan’ın Aşkı adlı radyo oyunu ile 1996-97 Almanya’nın Sesi Radyosu Edebiyat Ödülü Birinciliği, Ankara Üniversitesi Tömer tarafından düzenlenen ankette en başarılı on çocuk yazarı arasına girerek Altın Kalem Ödülü’nü (1997) aldı. 2003 İzmir 2. Türkçe Günleri’nde Türkçeye Emek Ödülleri’nde Özel Ödül, Karşıyaka Belediyesi 2014 Homeros Emek Ödülü olmak üzere 12 ödülle onurlandırılan bir şair Hidayet Karakuş. O, Türkçemize yaptığı katkılarla, verdiği onlarca yapıtla okurların özellikle de öğrencilerin kitaplıklarında hak ettiği yeri almıştır.
Hidayet Karakuş, başta şiir olmak üzere yazın alanının birçok türünde yapıtlar veren üretken şair ve yazarlarımızdan biri. Şairin 2001’de yayımlanan Sıcak Sancı adlı şiir kitabını incelediğimde gözüme ilk çarpan, toplam 31 şiirin üç bölümde toplanmasıydı. 1.Bölüm Dilcem’de 8 şiir var. 2. Bölüm Yeni Bahçıvan’da 14şiir, 3.Bölüm Uzak Masal’da ise 9 şiir yer alıyor.
Birinci bölüm, “Her Aşk Yeni Bir Gök Yaratır”(s.16) başlıklı şiirde geçen “benden adres isteseler / dilimi verirdim…” dizesiyle başlıyor. Bu bölümdeki şiirler, Hidayet Karakuş’un Türkçe’ye olan saygısını, sevgisini ve tutkusunu gösteriyor. Bu bölümün ilk şiiri “Lirik Dilim”(s.11) başlığıyla karşılıyor okuru. Bu şiir, baştan sona içsel(lirik) bir söyleyişle Kerem ile Aslı öyküsüne bir anıştırma(telmih) gönderirken, şiir öznesinin Kerem misali aşkına olan o büyük tutkusunu da vurguluyor. “bu söz biçimini / aşkım için seçtim / yokluğumuzda / yürüsün öyküsü düşlerimizin // istedim ki her deyim / sedef omuzlarına / denk düşsün / o yakışır sana….” Şiirin bu son dizeleri bile, sevgiliye olan aşkın gücünü ve büyüklüğünü, şairin dilin sonsuz anlatım gücünden özenli, ustalıklı bir biçimde nasıl yararlandığını gösteriyor.
“ beni sorarsan/ uzak değildir gerçek / işte hırpalanmış toprak / işte rengini yitirmiş gökyüzü / işte yoksullukla çarpan pencere / “ezik otlar” gibi yüreğim / beni bana gösteren dildeyim”(s.27) Günce(s.23) başlıklı şiirden alınan bu dizelerde şair özne, bir yandan bireyi ve onun yalnızlığını dile getirirken, diğer yandan “ipekböceği telaşıyla / gençliğini kendi içine gömen / sütten memeleri sızlayan kadınların / gece vardiyalarında yanıyorum…”(s.24) diyerek sigortasız çalıştırılan çocuk işçilerle, bebelerini evde bırakıp gece vardiyasında sütten memeleri sızlayan işçi kadınların yaşadığı sosyal ve ekonomik sıkıntılara da özgecil bir duyarlılık gösteriyor. Şairin bu tutumu, bireyle birlikte toplumu gözeten sanat anlayışını da açıklıyor bize.
Hidayet Karakuş, “özlemin belirsiz duraklarında / bozkıra serilmiş / yalnızlık yağan bir bulut gibi / bekliyorum / alevler içinde bir yol / kederiyle boğulmuş bir kuyu / selamlıyor beni…”(s.25) dizelerinde görüldüğü gibi şiir dilini kurgularken daha çok benzetmelerden, eğretilemelerden, kişileştirmelerden yararlanıyor. Anlatımda daha çok betimleyici ve öyküleyici bir söyleyişi yeğliyor. Bunu yaparken özellikle sıfat öbeklerinden, ad tamlamalarından son derece etkili bağdaştırmalar kuruyor. “ şimdi ben / hasta bir sevgiliyi düşünen / yanlış bir yolcuyum / gençliğini dosyalamış / bütün ayrılıkları / torbasına koymuş / dervişlerin / yorgun günlerinde yürüyen / keşiş benim…”(s.26)
Hidayet Karakuş, dize kırarak anlamın dikey olarak bir alt dizeye yayılmasını sağlarken sıfat öbekleriyle sıfat eylemlerle girişik bileşik şiir cümleleri kuruyor. “ Oysa işte dağlar / işte kırlarda çiğdem öbekleri / işte bulutların ateşle dansı / işte şimşeklerin aşka çalan dili…”(s26) dizelerindeki gibi zaman zaman ön yinelemelerle, zaman zaman, “ büyüdüğün yerlerden / güneşin açtığı yeri alırım …// bütün açmazlarını / öptüğün yerden alırım…”(s.39) dize sonu sözcük yinelemeleriyle, zaman zaman da “ tenindeki ışığı / al örneğin…// gözlerindeki ışığı / al örneğin…(s.36) gibi dize yinelemeleriyle bazen de aliterasyon, asonansların yanı sıra sık olmasa da uyak ve rediflerle şiirde ses, ritim ve anlam uyumunu belli bir bütünlük içinde ustaca kullanabiliyor.
Hidayet Karakuş yalın, akıcı bir dille yazıyor şiirini. Şiir dilinin istediği sözcük ekonomisine son derece özen gösteriyor. Sözcükleri şiirin izleğine uygun bir biçimde yerli yerinde özenle kullanıyor. Şiirde işlevsiz ve şiirin anlamına katkısı olmayan hiçbir sözcüğe yer vermiyor. Onun şiirinde okuru zorlayan, nesnel karşılığı olmayan bağdaştırmalarla kurulmuş imgeleri göremezsiniz. “yer sonsuz / gün bitimliydi”(s.56) dizesindeki gibi zaman zaman anlamı pekiştirmek için karşıt kavramlardan yararlanıyor. Şiirlerinde eylem ve eylemsiler önemli bir yer tutuyor. Onun bu tutumu şiirdeki devinimi de canlı tutuyor. “…adını al örneğin / konu sen olunca / her nesne / nehir oluyor / taşıyor kıyılarından / dilden çıkıyor / yurdunu dövüyor // uçurumlar yaran / boz bulanık ırmaklar gibi / söz kanıyor durmadan”(s.38)
Kitabın ikinci bölümündeki şiirlerde daha çok aşk ve sevgili izleğinin yoğun olarak işlendiği görülüyor. Cahit Sıtkı Tarancı’nın Nedim’e Dair şiirinde “Mevsimin tam lâle zamanı; / Geçtim bir akşam Sâdâbat’tan, / Koltuğumda Nedim …” dizeleriyle Lale Devrine ve Sâdâbat eğlencelerine gönderme yaparak “lale devri ancak efsane” dediği şiiriyle 18. Yüzyıl Divan şairi Nedim’in aruzun feilatün feilatün feilatün feilün kalıbıyla yazdığı “Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda / Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a” dizeleriyle başlayan ünlü şarkısına benzek(nazire) olarak kaleme aldığı Bahçıvan(S.45) başlıklı şiirde “büyük rüzgarlardan çevirdim onu / yıldızlardan çaldım geldim / bahçıvan oldum ona yaraşmak için / huylarımı budadım / aşk aşıladım kuruyan dallarıma / düşlerimi koru ey doğa / sevinç ışıklarımı yak // suyu dondur rüzgarı bağla tufana gem vur / umut hızıyla doludizgin gülşene gidelim….” diyerek Nedim’in şarkısının içeriğini değiştirip günümüzdeki sosyal koşulların gerçekliğine uyarlıyor. Şiirde sevgiliye olan tutkusunu, aşkını anlatabilmek için çırpınan bir şiir öznesini çıkarıyor karşımıza.
Son bölümde ise daha çok sosyal konuları işleyen toplumsal izlekli şiirler yer alıyor. Sivas Madımak acısından Ortadoğu’daki küresel sermayenin çıkardığı savaşlar sonucunda yakılan yıkılan şehirler, köyler, öldürülen siviller, tecavüze uğrayan kadınlar, sakat kalan çocuklar, mülteci konumuna düşen yersiz yurtsuz sığınmacıların yaşadıkları acılar çarpıcı bir dille ele alınırken, bireyden yola çıkarak sosyal olay ve olgular onun şiirinde ağırlığını her zaman korur.
Özellikle Ölü Çocukların Kalbi(s.83) başlıklı şiirde kendisini dünyanın her yerinden acılar derleyen bir şair olarak gören Hidayet Karakuş, çocuklarını yitiren annelerin sesi olur, çığlığı olur, gözyaşı olur. Tüm dünyaya duyurmaya çalışır kederli annelerin acılarını, şair olmanın sorumluluğuyla. “duvar diplerinde / korkunun gölgesine sığınmış / savaş çocuklarının / ölü bedenlerinde hâlâ çırpınan / kalplerine bakamıyorsun // Annelerinin / yerde neden boylu boyunca / dünyayı kucaklar gibi toprağı kucakladıklarını / bilerek hıçkırıyor ellerin…”
Zaman metaforuna göndermelerle insanoğluna seslenen şair, “zaman bırakıp gidebilir dünyayı / benim günüm doldu deyip / ne barışı bulabildin / ne benim hakkımı verdin / şimdi zamanı sen yarat / göreyim seni insanoğlu”(s.75)diyerek bir yandan barışın ve barış için savaşım veren sanatçıların, özelde de şairlerin değerinin bilinmesini ve bu doğrultuda gereken çabanın gösterilmesini isterken diğer yandan Nazım Hikmet’in “umut insanda” dediği gibi insana olan umudunu ve inancını da hiç yitirmez.
“Bence Karakuş’un şiirinde sanatın gücünü ön plana çıkaran, doğrudan bildirinin çemberine hapsolmayan ender şairlerimizden biridir. Bireyi tanımlayan şiirlerinde daha yoğundur söylem. Şiir yarım uyaklara ve zengin iç seslerin ritmine dayanan edasıyla erken bir karanlığın yağmuru arasında kapınızı çalabilir ansızın. Eşiğinizden girer girmez can alıcı imgelerini yayıverir odanıza.” diyor Ahmet Günbaş onu değerlendirirken.
Modern şiirimizde 40 yıldır yalın, duru, tertemiz bir Türkçe sevdasıyla şiirlere, öykülere ve romanlara hayat veren, edebiyatımızın yüz akı olan Sevgili Hidayet Karakuş’a şiir dolu nice sağlıklı ve mutlu yıllara diliyorum.