Kitap bastırmak, ISBN almak ve yayın sürecini öğrenmek mi istiyorsunuz?
Bu sayfada 2026 yılına ait güncel yayıncılık rehberlerini bulabilir, kitap basım maliyetlerinden ISBN başvurusuna kadar tüm süreci adım adım öğrenebilirsiniz.
En çok okunan rehberler:
“şiir kitabı bastırmak için tıklayın”
ISBN nasıl alınır?
50 adet kitap basım maliyeti
Kitap bastırmak için ne kadar gerekir?
“SERÇENİN ŞİİR DEFTERİ”NDEKİ ÇOCUK
Canan SANLI
“Uyur gibidir hep./ Dokununca canlanır birden./Açtıkça sayfalarını,/konuşmaya başlar/ kendinden.”
Ataköy, 5 Mart 2025, saat: 11.00
Sevgili günlük
Bir zamandır şiirlerin arasına katılarak onlarla söyleşiyorum. Yaşamla, insanla ilişkili neler söylediklerini dinliyor algılamaya çalışıyorum. Ve şiirlerle söyleşilerimi günlere sığdırmaya çalışıyorum.
Bugünlerde değerli şair-yazar Hidayet Karakuş’un çocuklar için yazdığı “Serçenin Şiir Defteri” adlı çocuk şiirlerini içeren kitabını okuyorum. Kurgulanan şiirler bir çocuğun dilinden yaşama akan düşündürücü, eğitici şiirler… Hidayet Karakuş Hoca’nın bir eğitimci olmasının da önemi çok büyük. Çocukların dünyasını özümsemiş ve onların neler düşündüklerini, küçücük zihinlerindeki kocaman hayalleri şiirlere yansıtmış.
Çocuk edebiyatı, çocuklar için düşünülen konuları, karakterleri ve en önemlisi kullanılan dilin özelleştirilerek oluşturulan edebiyatın önemli bir kolu.
“Anton Çehov gibi edebiyat dünyasının önemli bazı isimleri bu kavramın bir edebiyat türü olarak ele alınamayacağını, yalnızca ‘doz’ olarak edebî vurgunun hafifletilerek sunulduğunun altını çizmektedir.”
Hidayet Karakuş, çocuk yazın edebiyatı hakkında, Şiir Sarnıcı(e-dergi) Temmuz 2021, 8.Sayısında değerli yazar-şair Yaşar Özmen ile “Çocuk Yazını” konulu söyleşinde, “Çocuk yazını başlangıçta çok tartışıldı. Kimi yazarlar ayrıca bir çocuk yazını yoktur, derken kimileri de çocuk yazını özen ister, özellikle olmalıdır, diyorlardı. Sonuçta 1980’den sonra Türk Çocuk Yazını oldukça gelişti. Pek çok yazar çıktı. Bu konuda Muzaffer İzgü, Aziz Nesin, Çetin Öner, Mavisel Yener, Hüseyin Yurttaş, Fatih Erdoğan, Aytül Akal, İncila Çalışkan… gibi pek çok yazar çocuk yazını alanında ürün verdiler. Özellikle Muzaffer İzgü’nün “Çocuk okuru olmayan toplumun büyük okuru yoktur” sözü pek çok yazara ilke oldu.”der.
Düşünüyorum da çocukların dünyasındaki varsıllık keşke büyüklerin dünyasında olsa inanın daha yaratıcı, daha özgün, daha özgür fikirler ortaya çıkardı. Edebiyat samimiyeti, özgürlüğü, öznelden genele akmayı önceller. Çocukların dünyasına girdiğiniz zaman o saf, tertemiz samimiyeti, özgünlüğü bulursunuz. Çocuk şiirlerini, masallarını, öykülerini yazarken çocukların dünyasını özümsemek, anlamak o yazılan ürünlerle onları özdeşleştirmek gereklidir diye düşünüyorum naçizane.
Serçenin Şiir Defteri adlı kitapta, yazdığı şiirlerini çocuk okurlarıyla özdeşleştiren Hidayet Karakuş, canlı, cansız varlıkların; nedir, hayvan dostların, kuşların, eşyaların, ağaçların, bitkilerin, doğanın, günümüz dünyasını yalın, kısa sözcüklerle ses uyumuyla harmanlıyor, halk diline özgü deyimleri, tekerlemeleri şiirin diliyle kaynaştırıyor, konu edilen olay ve olguları, şiirde konuşan, anlatan özne çocuğun dilinden aktarıyor. Bu bağlamda çocuk okurlar, o şiirlerin içine girdiği zaman durum, olay ve düşüncelerle buluşuyor, hayallerini, duygularını kendi dünyalarında yaşayabiliyorlar. Çocuklara aile, yurt ve ulus sevgisi aşılamanın yanında onların yaşama gücünü ve sevincini geliştirici nitelikler taşıyan şiirlere de yer veren Karakuş bugünün küçükleri yarının büyükleri olan çocuklara şiir dilinin önemini yansıtması açısından da çok değerli.
“Serçenin Şiir Defteri” adını alan kitabın girişinde “İlkbahar Şiirleri” başlığı yer alıyor. Bu başlıkla çocuklar şiirlerin dünyasına karışıyor. Şiirleri okurken içimdeki çocuğun heyecanını yaşadım, çocuk olasım geldi. Büyüklerin de bu şiirlerle özdeşleşeceğini düşünüyorum.
8 Mart 2025, saat:11.00
Sevgili günlük, “Serçenin Şiir Defteri” bağdaştırması şiirsel bir ad niteliğinde. Çocukların hayal dünyasına varsıllık katan özellikte. Şiir sanatına özgü olan kişiselleştirmeyle çocukların dikkati şiirin diline yönleniyor.
“Serçenin Şiir Defteri” ilkönce kuşları konuk ediyor şiirlerine. Özne çocuğun dilinden çeşitli kuşların birbirleriyle ilişkilerini, özelliklerini, onların yaşamımızdaki önemini şiirin diline aktarıyor, yaşamla buluşturuyor.
İnsanın dostudur güvercinler. Hemen usuma gelen tarihin tozlu sayfalarında bile yer alarak haberci, postacı görevini yüklenmişler, ağızlarında bir tutam zeytin dalıyla barışın simgesi olmuşlar. Şair, güvercinlerin bu eylemini şiirin diline yüklemiş olsaydı çocukların hayallerine neler eklenirdi acaba diye düşündüm. Yine de güvercinlerin insanlarla olan yakınlığı yansımış şiire…”Su içmeye geldiği balkonda/ mercimek gözleri/sorar durmadan./ Ben de geleyim mi içeri”(Güvercin)
Bülbül ne kadar da özel bir kuştur. Ozanlara ilham olmuş, asırlardır güzel sesiyle şiirlerde, kasidelerde, türkülerde sembol görevini üstlenmiş, kimi zaman güle olan aşkıyla, kimi zaman memleket aşkıyla şakımaktan bıkmamış. Anlatıcı özne çocuk, bülbülün güzel sesini, özelliklerini betimlerken bülbüllerin eskisi gibi ağaçlarda şakımadığını bir yandan da kime darıldığını sorgular. Kim bilir belki güle olan sevdasıyla savrulmuştur yaşamın sayfalarında… “Şimdi sesi yok/ buralarda./Bahar gelmişken/nereye gider bülbülcük?/Ona neler olmuş,/kime darılmış/bu güzel kuş?”(Bülbül)
Şiir, eylemiyle düşündürür, sorgular bilindiği gibi. Şair, sosyolojik bir olgu üzerinden “Niyet Tavşanı” başlıklı şiiriyle çocuk okurlarını düşündürüyor. Toplumsal bireylerin fala, bazı batıl inançlara ne kadar da meraklı olduğu bilinir. Bir tavşanın niyet çekmesi görünürde hoş ama gerçekte iyi olmayan sosyolojik bir olaydır. Zavallı bir tavşanın sömürülmesi değildir de nedir. Şiirde anlatıcı özne bu olumsuz sosyolojik olguyu sevgili dostlarının anlayacağı biçim ve biçemle vurguluyor. ”Tavşancı okşuyor/tavşanın başını./Gözlerini açıyor o sıra tavşancık./“İnanma bu kâğıtlarda/yazanlara./İnsan kendi kazanır geleceğini” /diye fısıldıyor bana.”
Halkın diline yerleşmiş şiirsel deyimler vardır ki çocuklar bu deyimleri, ya da söz öbeklerini kendi hayal dünyalarına göre yorumlarlar. Kimi de öyle ilginç meraklı soruları vardır ki yanıt vermekte zorlanır büyükler. Devlet kuşu deyimi, şans-talih anlamı taşıdığı gibi efsanevi Hüma Kuş’unun diğer adı olarak da tanımlanıyor, sözlükte. Şiirin adını alan “Devlet Kuşu ”nu anlatıcı çocuk özne kendine has biçimde aktarıyor okurlara. Annem,/“Başına devlet kuşu/kondu komşunun” diyor./Devlet kuşu,/kocaman bir uçaktır/bana kalırsa./Komşunun başında /havaalanı mı var?
10 Mart 2025, saat: 11.00
Hidayet Karakuş, şiirlerinde yaşamsal olguları, öykü dilinde kocaman bir fotoğrafın izdüşümünden yaşama aktarıyor. Sevgili günlük, bilirsin her bir karede günlük yaşamın izleri vardır. Şair, doğal olarak yaşanan günlük olaylarda gözlenen, görülen, kullanılan, tüketilen nesnelere gerçekçi, yalın anlatım katarak özgünleştiriyor. Şiirlerinde başlıklarını oluşturduğu; Çerez, Baston, Kukla, Mağara, Isırgan, Baloncu, Lunapark, Aynalar, Uçan sandalyeler, Balerin, Korku Tüneli, Salıncak, Çarpışan Arabalar, Oyuncak Tren vs. gibi işlevsel nesneler çocukların özgür dünyasında öyküsel anlatımla varsıllaşıyor.
Yaşanan sosyal, bireysel olay ve olguları çocukların gözünden, dilinden okurlarla buluşturan şair, genellikle evlerde seyredilen maçları ve bu durumla ilişkili ortaya çıkan sorunları şiirin eylemine yüklüyor. Baba maç seyrederken annenin, evin yapılacak işlerinden söz etmesi, babanın maçın heyecanına katılıp kendinden istenileni anlamaması ve maç için alınan çerezlerin şiirin öznesi çocuğa yaramasıyla yaşamdan bir kesit dizelere yansıyor. Her evde yaşanan yalın haller… “Tam karşılaşma saatinde/evin perdeleri takılacak,/diyor babama./Babamsa gözleri/ televizyonda,/perde yerine/masa örtüsü takmaya /kalkıyor tavana./Annem gülüyor,/ babam kızıyor,/ben çerez yiyorum./Karşılaşmayı kimin kazandığını bilmiyorum./Her şey tam bilmece./Okula gitmeden pazarın şiirini yazıyorum/böylece.”(Çerez)
Çocuk bakışını, çocuk göreliğini, çocuk gerçekliğini temel alan şair çocukları yaşamsal öykülerin içinde öznelleştirerek genelle buluştururken bir yandan düşlemenin gücünü nesnel karşılıkla varsıllaştırır. Çocuklara öğüt vermeden onların sezgilerini, algılarını güçlendiren anlatımla şiirin olduğu yere yönlendir, temayı bu çerçevede oluşturur. Şiirde günlük dirimsel işlerlik çocukların duygularına, düşüncelerine göre anlamsallık kazanır.
“Mağara ”başlıklı şiirinde, tarih öncesi ilk insanlar gördüklerini, yaşayışlarını mağara duvarlarına, kayaların üzerine çizdikleri resimlerle anlatmışlar. Şiirin özne çocuğu, günümüze kadar gelen parmak izleriyle tanışmanın, özdeşleşmenin duygularını yaşayarak, “İsteseler onlara/ resim kâğıtlarımı/verirdim./ Boyalarımı fırçalarımı” der, çocuk göreliği, çocuk bakışıyla…
Büyüklerin yaşamla ilgili konuştukları konular çoğu zaman çocukların düşüncesi ile çelişebilir. O nedenle büyükler, çocukların yanında konuşmalarına özen gösterilmeli. Hidayet Karakuş bu duruma dikkat çekmek istiyor. Çocukların kafasını karıştıran söylemlere yönlendiriyor okuru.
Günümüz dünyasında mevsimlerin iklim özelliklerinin değişmesini, toplumsal bireyler mevsimler değişti diyerek yanlış bir anlam oluştururlar. Oysa mevsimler de aylar da yer değiştirmez. İklim özellikleri zaman zaman değişir. Mart ayı için halkın diline dolanan “Mart kapıdan baktırır/ kazma kürek yaktırır” deyimine şöyle bir açıklık geliyor: O eski dönemlerdeki gibi soğuklar olmadığını, günümüz kentlerinde kazma, kürek de işlevselliğini kaybettiğine göre artık bu deyimin de günümüzde bir özelliği kalmadığını vurgulanır. Özne, çocuk bakışıyla ayları, mevsimleri sorguluyor böylece. Mevsimler değişti diyen kimilerine sorusunu sorar: “Mevsimler değişti/anladım da/ ayların yeri/takvimler de/ değişmiyor mu ne? (Mart)
Hidayet Karakuş’un çocuklara yazdığı şiirlerin her biri bilgi içerikli, dirimsel donanımlı şiirler. Öğretici, eğitici, düşündürücü.
Halkın dili özgün bir dil’dir bilindiği gibi. Kullanılan, tüketilen birçok nesne yapısal özelliklerine göre adlandırılır. Örneğin yararlı bir bitki olan ısırgan otu da yapısal özelliği nedeniyle ısırgan olarak adlandırılmış halkın özgün dilinde. “Isırgan” başlıklı şiir, çocukların ısırgan otuyla tanışmalarını sağlıyor bir bakıma. Şiirin özne çocuğu bir yandan da ısırgan otunu kendi anlayışına göre yorumluyor şiirsel bir dille. “Bahçenin köşesinden /kopardım onu./Ellerim yanmaya başladı./Ninem, tutturdu/sana bir ısırgan böreği/yapayım, diye köyde./“İstemem” dedim./“Ellerimi yakan,/ağzımı da ısırır sonra./mart havası gibi.”
12 Mart 2025, saat:11.00
Sevgili günlük, bu sabah biraz da dışarıya açılalım, çocuklarla birlikte oyuncakların dilini sorgulayalım. Çocukların en büyük eğlenceleri evde oyuncaklarıyla hayallerini süslemeleri, dışarıda ise kimi parklarda kimi lunaparktaki büyük oyuncakların dünyasında eğlenmeleridir büyük olasılıkla. Değerli şair Hidayet Karakuş da öyle düşünüyor ki lunaparkın işlevsel oyuncaklarını şiirin eylemine yüklüyor. Sevgili günlük şimdi yaşanmış öyküsel bir günün görselliği, kurgusallığında şiirin öznesine göre lunapark ve o devasa oyuncaklar neler ifade ediyor, izleyelim, sözcüklerin dilinden dinleyelim. Muhtemelen büyükbabalar, büyükanneler torunlarını eğlendirmeyi, onlarla eğlenmeyi severler. İşte öyle bir günün öyküsü şiirin eyleminde öznelleşiyor. Öznemiz, dershane yerine dedesiyle birlikte soluğu lunaparkın renkli dünyasında alıyor, heyecanı o günkü sınavlarını unutturuyor. Atlıkarınca neşesine neşe katarken düşünmeden edemiyor. “Yalnız aklım karıştı yine;/karınca mıydım şimdi/bindim diye atlı karıncaya?/ Hem karıncanın atını da /görmedim niye?”(Lunapark)
Günlerin bir başka öyküsünde, öznenin bu kez babasıyla lunaparkın eğlendirici aynalarında bulur kendisini, yüzleşir aynalarla. “Lunaparkta aynalara /girdik babamla./Onun burnu yassıldı,/benim boyum cüceleşti./O bana güldü, ben ona.//Yine de beğenmedik /hiçbir halimizi.//Eskisi gibi olalım, diye/kaçtık dışarı;/aynalardan /çekip aldık kendimizi.”(Aynalar)
Bir yandan uçan sandalyelerle tanışır, havada süzülerek bir etek gibi açılarak dans etmelerini izler, kuşlarla özdeşleşir bulur kendini. Yine de düşünmeden edemez o muhteşem us yorumuyla…”Bu yerçekimi yasası/ yaman mı yaman./Gökçekimi de olsaydı/ evimize dönemezdim/ o zaman.”(Uçan Sandalyeler)
Lunaparkın ilgi çekici görsel ve eylemlerinden biri de “Korku Tüneli.” Şair, çocukları hem eğlendiren, hem yüreklerine korku salan trenlerle yapılan yolculuğu, çocukların bu gibi oyuncaklara olan ilgisini, yararlarını ve sakıncalarını konu ediyor şiire. Şiirde, çocuk özne korku tüneli macerasını sorguluyor. Babasının verdiği yanıt ise kendisine ve tüm çocuklara yararlı bir ders niteliğini taşıyor. “Korkuyu ne yok eder?/Babam tünelden sonra/eli omzumda söyledi/Bilgi korkuyu siler sesinden/tüneldeki canavarlar / biliyorsun ki resimden”(Korku Tüneli)
Hidayet Karakuş çocuklara yazdığı şiirlerde yaşamsal öğeleri, olayları anlatırken öğüt vermekten geri duruyor, çocukların düşünmelerini, kendilerine sunulan her şeyin doğru ve yanlışlarını yaşayarak öğrenmelerini, araştırıcı, sorgulayıcı olmalarını salık veriyor.
Bu bağlamda, şiirin çocuk öznesi de lunapark deneyiminden sonra bahçedeki ceviz ağacının dalına kurulan salıncağı daha çok sevdiğini düşünerek eğlenmenin bir yerlere bağımlı olmadığına karar verir. “Gökyüzü kırılır neşeden/ cevizin dallarından/ bana gülerken/ Lunaparktaki salıncak,/yeşilden, bahardan uzak/ minikleri avutur ancak.”(Salıncak)
Sevgili günlük, Hidayet Karakuş çocuklara özenle yazdığı şiirlere kocaman bir yaşamın izdüşümünde nesneleri, yaşanan olayları, olguları sığdırmış. Geceyle Gündüz şiiri , “Dünya Şiir Günü ”nünü konu eden Şiir Günü şiiri, kütüphanelerin tapınak kadar kutsal oluşuna dair Tapınak şiiri, Çocuğun Düşleri şiiri, Tiyatro şiiri, Kitap şiiri, Resim şiiri ve dahası dahası, Vapurlar, Telefon, Çatı, Çadır, Evimiz, Çalışma Masası, Ressam, Gevrekçi, Hurdacı, Bilgisunar, Gün Işığı, Çağla, Düşünce, Öğrenmek, Gezi, Uyak, Tekne, Ulusal Egemenlik, Âdem ile Badem, Çocuk Bayramı, Badem Ağacı, Yemek Masası, Kırkikindiler, Dağ Yürüyüşü, Yarış, Yemeni, Bocuk, İlaç, Kardeş, Koş Oyna, Atmaca, Dondurma, Türk Beşleri, Doğan, Şahin, Ceylan, Söğüt, İğde, Çam başlıklı vb. şiirler…
Yazımı bitirmeden önce Hidayet Karakuş’un, Şiir Sarnıcı(e-dergi) söyleşisinde çocuk yazını için söylediği kısa bir alıntıyı eklemek isterim: “Çocuk yazını konusunda genç, yaşlı bütün yazarların özen göstermesi gereken konuların başında Türkçe gelir. Dili iyi bilmeli yazar. Bilime aykırı olmamalı yazdıkları. Uzun tümcelerden kaçınmalı. Çocuğun yaşını, sözcük düzeyini gözetmeli. Yeni kavramlar, yeni sözcükler kazandırmalı çocuğa ama onu zorlamadan yapmalı bunu. Safsatalara, hurafelere yer vermemeli. Bilimkurgu da yazsa inandırıcı olmalı. Yazdıklarının bilimsel temeli olmalı.
Çocuğun düş gücünü geliştirmeli. Sorunların çözümünde araştırıcı, sorgulayıcı olmalı.”
Günlüğüme, günlere sığdıramadığım, ismini yazamadığım, sözlerini aktaramadığım “Serçenin Şiir Defteri” adlı kitabın şiirlerinin en kısa zamanda sevgili çocuk okurlarla, büyüklerle, buluşması dileğimle… Her biri mesaj yüklü, öğretici, bilgilendirici, düşündürücü ve en önemlisi güzel Türkçemizin aydınlığında bezenmiş donanımlı şiirler…
15 Mart 2025, saat, 11.00
Sevgili günlük, bugün “Serçenin Şiir Defteri”nden, “Şiir Günü” başlıklı şiirle sabahı uyandıralım:
ŞİİR
GÜNÜ
Babamın öpücüğüyle
uyandım bu sabah.
“Şiir gecenin kardeşidir” (*)
diye okumaya başladı.
Babam okudukça
canlıları, cansızları
düşündüm.
Varlıkların hepsinde
bir şiir var anlaşılan.
Ben de
şiirli bir oyun kurdum.
İçimde uç verdi
bir dize sürgünü.
Babam okumayı kesip
fısıldadı kulağıma:
Uyan artık,
Bugün Dünya Şiir Günü.
(*) Ülkü Tamer
Değerli şair Hidayet Karakuş Hoca’nın emeği var olsun. Nice yapıtlarıyla şiir yolu ışıklansın.