Kitap bastırmak, ISBN almak ve yayın sürecini öğrenmek mi istiyorsunuz?
Bu sayfada 2026 yılına ait güncel yayıncılık rehberlerini bulabilir, kitap basım maliyetlerinden ISBN başvurusuna kadar tüm süreci adım adım öğrenebilirsiniz.
En çok okunan rehberler:
ISBN nasıl alınır?
50 adet kitap basım maliyeti
Kitap bastırmak için ne kadar gerekir?
“şiir kitabı bastırmak için tıklayın”
Hidayet Karakuş’un:” Sesini bana bırak
adlı şiir kitabı üstüne bir deneme”
Mehmet Sadık KIRIMLI
Şair Hidayet Karakuş’u ilk kez 1986 yılında, “Hangi Leylasın Sen” adlı şiir kitabının imza gününde tanıdım. Oysa, daha önceden “Dönemeç” adlı şiir dergisinde “”Kemeraltı şiirleri” ni okuyor, çok beğeniyordum; kim olduğunu da merak ediyordum. O gün, Kemeraltı “Kültür Kitabevi” ndeki imza gününde “Egeli şairler olarak; Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Mehmet Mümtaz Tuzcu, A. Zeki Muslu, Arif Madanoğlu” vardı. Hepsi de yeni yayımladıkları kitaplarını imzalıyordu şiir okurlarına. Şimdi o kitabevi kapandı ne yazık ki. Yazıma başlık olarak, “Sesini Bana Bırak” dizesi, Hidayet’in “Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü”’nü alan şiir kitabının adıydı. Aslında, söz konusu kitabın içindeki bir şiirin dizesiydi bu ve benim kitap da görüp de çok beğendiğim şiirdi. Oysa, söz konusu kitaptaki bütün şiirler birbirinden güzeldi. Hidayet Karakuş, Günaydın Gül Yaprağı (1979) ; Kemeraltı Şiirleri (1982) yayımladığı bu iki şiir kitabı hariç, Hangi Leylasın Sen (1986) ; (1982) Nevzat Üstün şiir başarı ödülü”’nü, Sesini Bana Bırak (1994) ; “Ceyhun Atıf Kansu şiir ödülünü aldı. Daha sonra yayımladığı “Ateş Mektupları (1995) ; Konuş Benimle (1998) ve Sıcak Sancı (2001)’ adlı yapıtlarını yayımladı.
Hidayet Karakuş’ un bütün şiirlerinde bana göre ortak iki özelliği burada betimlemek isterim: o da sevgi olgusu. Şiirde bu olgu, insan ruhunun zenginliğe ulaşmasında aşılan yoldur. Bu aile sevgisi, anne baba sevgisi, çocuklara duyulan aşırı ilgi ve sevgi; hatta dostluklara da, arkadaşlıklara da yansıyan bir oluşumun sevgisidir. Tanıdığım kadarıyla o gözlükle bakıyor sevgili şairimiz yazının dışında da çevresine. Elbette ki onun bu hali de yansıyor düz yazılarına ve şiirlerine. Eğer bu oluşumu yakalayamazsa tepkisi biraz sert oluyor. Bir diğer ortak özellikte konu ve içeriğin zenginliği yanında, iyi bir gözlemci. Ayrıca; kullandığı sözcüklerin de doyurucu ve etkileyici olmasına gerekli özeni gösteriyor. Bunları şu dizelerle örnekleyelim isterseniz :
dönence
anlamak ister insan sevişirken
sevişirken anlaşılmak
bilirim orda yatar sözün büyüsü
sevgilinin taşa kazınmış aşkından
daha güzeldir sesimizdeki titreşim
gözlerimizdeki ısı
bilirim sevdanın çekici bekler
aynanın sırlı sokaklarında
sevinin hile bilmez örsünü
aynalar çoğaltır sedeften görüntünü
bana gelirken görürüm seni
yatağın ortasında ışıyan sırtında
ince terli bir yol
bir kitabı uzatırken koltukaltından elime
saçlarımı çekiştirirken görürüm seni
soyunurken yağmur altında
barışı gülüşürken çocuklarla
buğday çekerken karınca gibi
sigara götürürken
karanlıklarda karanfil düşünenlere
fabrikalarda mekiğine iğ takarken
görürüm seni
biter mi seni söylemek
her gün değişir her gün yüzünün aylası
ben kavrulurum ışığından
şiirim yarım kalır
-şimdi bana bir şey verme
adını sen koy yaşadığımızın
sesini bana bırak
bölüşelim yürüdüğümüz yolu
bölüşelim ateşini gençliğimizin-
Şunu açıkça belirtmeliyim ki, sevgili Hidayet’in şiirlerini okurken, yumuşak bir elin yüreğimi okşarcasına dolaştığını hissederim her zaman. Daha sonra onun, yüreğinde taşıdığı insan ve dost sevecenliğini de dizelerine yansıtan bir şair olduğunu bildiğim için, severek okurum bütün şiirlerini. İyi bir şair olan Karakuş, şiirde söyleyeceği her sözü yalın halinden sıyırıp, gizemli kimliğe büründürebilmesiyle de başarıya ulaşmış bir şairdir. İşte o zaman gerçek şiirini ortaya koymuş oluyor şairimiz. Bu şiir furyasında, bunu ustalıkla yapabilen pek az şair var bugün. İşte onlardan biri de sevgili Hidayet Karakuş’tur bana göre. Sakın onu, bir aşk şairi olarak nitelendirmeyin. Şiir dünyasında bu yönüyle, apayrı bir şair olduğunu her zaman koymuştur ortaya. Aslında o, devrimci bir şair. Günümüz koşullarında oluşan olumsuzlukları dizelerine aktarırken, kendi öz bakışını ortaya koyarak farklı bir yapıya da büründürebilir şiirini. O yapısı da, kendini diğer şairlerden ayıran en belirgin özelliğidir. Hep nesnel mutlulukların ve özlemlerin arayışındadır o! Yakaladığı sesi, fısıltıdan çok, yeri geldikçe yüksek perdeden söyleyebilen ender şairlerden birirdir aynı zamanda. Diğer şairler gibi imge yoğunluğunda boğmaz şiirini, aksine daha anlaşılır bir dili vardır onun. Kimseye şiir adadığı da görülmemiştir; adayanı da şiddetle eleştirir. Yazdığı şiirin perdesini yalın sözcüklerle açar, örneğin: “Sesini Bana Bırak” adlı yapıtında : Son İstek adlı şiiri de çok şeyler söyleyen dizlerle yüklü:
kendi gözlerini bağlıyorsun
benim gözlerimi bağlarken
evren boşalıyor birdenbire
gaz odalarından
uçup gelen bir koku
kalbime giren yağlı kurşun
sana ne verecek bilmiyorum
yalnız kalan çocuğum
bahçemde sessiz büyüyen çiçek
sana ne verecek
hiçbir zaman
benim gibi bakamazsın
hiçbir şeye
öldürürsen beni
bu çitlerin dibinde
bakışımdan eksik kalır dünya
öldürüldüğünde
senin gülüşünden
yosun kalacağı gibi
son olarak
dirina köprüsünden geçir bari
derken bile nasıl yalın bir dille sesleniyor karşısındakine. Bu bir düşünce dili de olabilir, yakın ya da uzak bir arkadaş dili de… Ünlü felsefeci Hegel’ in söylediği bir şiir de… “ruhun söze dönerek nesnelleşmesi, algılanabilir hale gelmesi” değil midir? Bunu kabullenmek içidn ille de ruhçu ya da iddiacı olmaya gerek var mı? İmgeyi kısaca tanımlamak gerekirse : “insanın gözlemlediği nesne, olay ve düşünceyi, kendi bellek süzgecinden geçirerek oluşturduğu anlamın, kurgulanan şiirdeki dizelere serpiştirilmesi olayıdır. Çinli şair Wang bi’ de şiirde imgeyi şöyle anlatır : “İmgeler anlamı, sözcükler imgeyi anlatır. Bir anlamı gün ışığına çıkarmak için imgelerden daha iyi bir yol olamaz ; aynı şekilde bir imgeyi gün ışığına çıkarmak için sözcüklerden daha iyi bir yol olamaz” diyerek konuyu açıklığa kavuşturuyor. Dikkat edilirse Hidayet Karakuş’un şiirlerinde de bu özelliği görürsünüz. Sözcüklere yaptığı yüklemlerle anlamda yığılmayı önler ve okuru gereksiz yere, aşırı düşünceye yönlendirmez. Dünyanın her yerinde içerik olarak bir şiir, imgelere yüklenen anlamıyla, tasarlanan kurgusuyla, seslerden örülen dizeleriyle okurunu etkilemiş ve kalıcılığını
sağlamışsa, bunda başarıyı şairin, dili çok iyi ve ustalıkla yönlendirebilmiş olmasında aramak gerekir. Bunu başaramamışsa, o şiir zaten kalıcı olamaz. Hidayet Karakuş’un şiirlerinde kalıcılığın yaşamını sürdürdüğünü görüyoruz, ki bu doğaldır. Aradan ne kadar süre geçerse geçsin onun şiirindeki güzellik kaybolmaz. Şiir adına kendisini kutluyor, esenlik ve mutlulukla başarılarının devamını diliyorum