📲 Ücretsiz Bilgi Al (WhatsApp)
MİTOLOJİNİN LALE MÜLDÜR ŞİİRİNDEKİ YANSIMALARI
Lâle Müldür, 1980 sonrası Türk şiirinin en özgün ve en zorlu seslerinden biri olarak öne çıkar. Onun şiiri ne sade bir duygu dökümüdür ne de biçimsel bir oyun; aksine dünyanın bütün gizemini, tarihini ve ruhani mirasını tek bir dizeye sığdırma cesaretinin ürünüdür. Bu cesareti besleyen kaynakların başında mitoloji gelir; ama Müldür’ün mitoloji kullanımı bir süsleme ya da öğrenme gösterisi değildir. O, mitleri şiirinin kemik yapısına, bir iskelet gibi, görünmez ama taşıyıcı bir güçle gömer.
Mitoloji, insanlığın dünyaya ayak basışından günümüze kadar edindiği yada hissettiği deneyimlerin sözsel bir aktarımı, simgesel bir tarihsel arşiv çabasıdır. Açıklayamadıkları, mantığının ve bilimin yetersiz kaldığı her olayı tanrılara atfetmiştir. Zamanla tanrılar, yarı tanrılara, kahramanlara dönüştü; bu varlıkların hikayeleri ise insan üzerindeki etkisini kaybetse de evrile evrile günümüze kadar gelmeyi başardı. Müldür, mitsel mirası bireysel şiirsel deneyimiyle başarılı biçimde buluşturan ender şairlerden biridir. Onun şiirlerinde Yunan, Hint, Mısır ve Türk mitolojilerinden figürler, tek tanrılı dinlerin peygamberleriyle ve tasavvufun soyut gerçeklikleriyle aynı dizede nefes alır. Bu bir eklektizm değil, daha doğrusu yalnızca bir kültürel yığma değil; insanın anlam arayışının farklı biçimlerini tek bir çatı altında görme ve okuyucuya bu panoramayı sunma isteğidir.
Bir şairin düşünsel evreninde beliren figür çoğu kez mitolojik bir hafızanın kırıntılarını barındırır. Müldür de bu ortak hafızadan bilinçli bir biçimde beslenir. Şiirlerinde alışılmadık yan yana gelişler, sıradan nesnelerle tanrısal varlıkların aynı dizede buluşması, birbirinden uzak gibi görünen kültürel öğelerin birlikte kullanımı şairin özgürleşme çabasının bir dışavurumudur.
Yunan mitolojisi, Müldür’ün şiirsel evreninin belki de en çok başvurduğu kaynaktır. “Onun En Çok Amerika’ya Gitmesi” şiirinde Gaïa ile Maïa’ya seslenen şair özne, yalnızca iki mitolojik isim söylemez; yerkürenin anası ile yağmur perisi üzerinden geçmişe duyulan derin özlemi ve kaybedilen bir bütünlüğü dile getirir. Gaïa evrenin kurucu tanrılarındandır, tüm yaşamın kaynağıdır; Maïa ise tanrıların habercisi Hermes’in annesidir, dolayısıyla bağlantının, iletişimin ve köprünün simgesidir. Bu iki ismin şiirin içine yerleştirilmesi, ne bir mitoloji dersi ne de bir entelektüel sergileme niyeti taşır; aksine şairin seslendiği varlıklarla kurduğu duygusal ilişkinin derinliğini ortaya koyar:
Ah seninle gitsek hep gitsek Gaïa Sonra sen yüzünü yan dönsen / ön dönsen Yani her yere aynı anda baksan Ey Maïa!
“Onun En Çok Amerika’ya Gitmesi”
Bu tanrısal seslenişin hemen yanına beyaz ve beşgen bir kahve fincanının, içine ancak yoğurt sığabilecek bir kabın yerleştirilmesi, Müldür’ün gerçeküstücü dilinin hem ironisini hem de tutarlılığını ele verir. Tanrısalın sıradanla, koskoca mitolojik özlemin küçük bir nesneyle aynı dizeye sığması; Müldür’ün şiirde hiçbir şeyin hiyerarşik olmadığını, her şeyin eşit ağırlıkta var olabileceğini söyleme biçimidir.
“Imagine İstanbul” şiirinde ise Afrodit, Zeus, Gaïa ve Ahura Mazda yan yana belirir. Afrodit’in tapınağı ile Pers Kralı Xerxes’in Hellespont’u kırbaçlatması aynı şiirsel uzamda yer alır; bu bir tarih dersi değil, görünen ile görünmeyen, güzellik ile şiddet, iyilik ile kaos arasındaki sonsuz gerilimi şiirsel olarak somutlaştırma çabasıdır. Şair öznenin bu tanrılara dönüp sorduğu soru, özlemin ötesinde bir çaresizliği ve insanın sahipsizliğini de içerir:
Nerde Sol Invictus Nerede Zeus Neredesin Gaïa Neden gelmedin Ahura Mazda?
“Imagine İstanbul”
İlahi koruyucular ne zaman çekildiler de dünya bu hale geldi sorusu, Müldür’ün şiirinde bir suçlama değil, derin bir yalnızlığın sesi olarak yükselir. Zeus hem tanrıların hem insanların düzeninden sorumludur; Ahura Mazda, Zerdüştlüğün en yüce tanrısı olarak iyilikle kötülük arasındaki dengeyi simgeler. Onları aramak, bu dengeyi aramaktır.
Mitolojik annenin ve dişi gücün Müldür’ün şiirindeki yeri ise ayrıca dikkat çeker. “Yağmurlar Yağıyordu” şiirinde bir annenin ölümü Yunan mitolojisindeki anne-kız arketipleriyle, Meryem Ana’nın dini imgesiyle iç içe işlenir. Şiir, şairin annesini mitolojik kadın figürleriyle özdeşleştirdiği bir yas tutma edimini barındırır:
Hangimiz Elektra, Leto ya da Meryem’di ANNE?
“Yağmurlar Yağıyordu”
Elektra babasının öcünü alan ve bu yüzden derin suçluluk duygusuyla sıkışan, sadakati ile trajedisi birbirini besleyen bir figürdür. Leto ise çocuklarını doğurmak için güvenli yer bulamayan, yurttan yurda sürülen, ama yine de doğuran ve yaratan annedir. Müldür, kendi annesine duyduğu özlemi ve yasını bu iki figür üzerinden bir tür mitsel boyuta taşır; böylece bireysel kayıp evrensel bir acıya açılır. “Toprak” şiirinde ise Demeter, Dionysos, Helios ve Artemis’in bir arada belirmesi, doğanın döngüselliğini, yaşam-ölüm-yeniden doğuş sarmalını feminist bir duyarlılıkla şiire taşıma amacını gözler önüne serer:
Dionysos ve Demeter: iki toprak tanrısı: insanın en yakın arkadaşları
“Toprak”
Demeter’in kızını yitirişi ve mevsimlerin bu yitişin yasıyla döndüğü düşüncesi, toprağa, ekmeğe ve şaraba dair imgelerle örtüşür; Müldür bu örtüşmeyi dizeye taşıyarak anneliği, kaybı ve doğanın sonsuzluğunu tek bir şiirsel solukta birleştirir.
Mısır mitolojisi, özellikle İsis figürü üzerinden, Müldür’ün şiirinde ölüm ve yeniden doğuş temalarını derinleştirir. “İsis Düğümü” şiirinde güneş tanrısı Ra’nın yaratıcı gücü ve İsis’in Osiris’i ölümden geri getirişi, ölümsüzlük fikrine şiirsel bir zemin hazırlar. İsis, ne salt bir mitolojik figürdür Müldür’ün dizelerinde ne de bir süslemedir; o, kayıptan sonra gelen direniş ve sevginin sınırsızlığını simgeleyen bir güçtür. Osiris’in parçalanmış bedenini toplayan ve onu yeniden bir araya getiren İsis’in eylemi, hem somut bir sevgi jesti hem de bütünleşmenin metaforudur:
İşte İSİS DÜĞÜMÜ ÖLÜMSÜZLÜK elindeydi artık
“İsis Düğümü”
Bir insanın içindeki kırık parçaları toplama, bütünlenmek için çaba gösterme eylemine bu mitolojik arka planı yerleştirmek, Müldür’ün anlam katmanları oluşturma biçiminin belki de en çarpıcı örneğidir.
Hint mitolojisi ise Müldür’ün şiirinde daha içsel ve meditatif bir halde yer alır. “Indra: Gökyüzü” şiirinde Hint mitolojisinin güçlü bir tanrısal figürüne hesap sorar gibidir:
Hintlilerin binlerce putu var. Ben hiç gökyüzünden düşmedim Indra Sen Ganj’ın kutsal sularıyla dansederken İşte gene civa incileri gibi dağıldık
“Indra: Gökyüzü”
Indra’ya yönelik bu dertleşme biçimi, Müldür’ün mitolojik figürlerle kurduğu ilişkinin özgünlüğünü gösterir; onlar için anlatılan uzak hikayeler değil, bugünün içinden konuşulabilecek muhataplardır. Ganj nehrinin kutsallığına ve Hint putlarına yapılan göndermeler ise Doğu ruhsallığının Müldür şiirindeki varlığını somutlaştırır. “Bir Kama Sutra Zamanı” şiirinde Ahura Mazda’ya, Mithra’ya, Hz. İsa’ya ve Hz. Muhammed’e aynı şiirde yer verilmesi, Müldür’ün mitoloji ile din arasına koyduğu sınırın ne kadar geçirgen olduğunu gösterir:
Di mi Ahura Mazda Di mi Mithdra Di mi İsa Di mi Muhammed
“Bir Kama Sutra Zamanı”
Bu dört figür farklı inanç sistemlerinin temsilcileridir; ama Müldür onları insanlığa iyilik getirme mücadelesi ekseninde yan yana getirir. Ayrılıkları değil, ortaklıkları görme iradesidir bu.
Müldür’ün mitolojik referanslarında renkler de sessiz bir dil oluşturur. Turuncu ve altın sarısı aydınlanmayı ve ışığı; turkuaz huzur ve dinginliği; siyah ise karanlığı ve matemi çağrıştırır. Bu renk seçimleri bilinçlidir ve mitolojik figürlerle birleştiğinde şiirin anlamsal dokusunu yoğunlaştırı(r. “Kuzey Defterleri”nde geçen tek boynuzlu at, masumiyetin ve saflığın evrensel mitolojik sembolüdür; ama Müldür onu şiirin içine sıkıştırdığında bu saflık, yalnızlıkla ve çözülmeyle yüz yüzedir. Anemon çiçeği ise Afrodit’in sevgilisi Adonis’in kanından doğan, aşkın geçiciliğini ve yaşamın döngüselliğini simgeleyen çiçektir; bu çiçeğin şiire taşınmasıyla anlatıya dâhil olan yalnızca bir bitkinin adı değil, arkasındaki bütün aşk ve yas hikayesidir:
Beyaz anemonlar gibi: beyaz taç yapraklarının içinde gizlenen kara bir yürek.
“Kuzeyde Bir Pencere”
Minotauros ile Ariadne’nin “Kuzey Defterleri”ndeki varlığı, Müldür’ün mitolojik figürleri nasıl psikolojik derinlikle işlediğini açıkça ortaya koyar. Labirentin canavarı Minotauros, şiirde insanın bilinçaltındaki karanlık arzularla özdeşleştirilir; Ariadne’nin Theseus’a verdiği ip ise erkeği labirentten çıkaran ama bir tür göbek bağına ( gümüş kordon) da dönüşen kadınsı bağı simgeler:
Erkek, kadının verdiği iple ancak, bir tür göbek bağıyla belki, labirentte uyumakta olan canavara, yani bilinçaltındaki hayvanına ulaşır ve kadını terkeder.
“Gotik Bir Masal: Hermetik Haç Yolları”
Theseus’un canavarı yendikten sonra Ariadne’yi adada terk edişi ise insanın geçmişiyle bağlarını koparmasına ve yalnızlığına göndermedir. Bu okumayla mitolojik hikaye, modern insanın ilişki dünyasına, bilinçaltının canavarlarıyla yüzleşme korkusuna ve nihayetinde kendi kendine kalma deneyimine bir ayna tutar. Benzer biçimde, “Kadınesk” kitabının lir motifli şiirinde Hermes, Apollon ve Orpheus’un çağrışımları, müziğin ve yaratıcılığın tanrısal kökenine yapılan bir göndermedir; ama aynı zamanda sanatın iyileştirici gücünü, hatta ölüyü bile geri döndürebilecek büyüsünü imleyen bir sestir:
Lirin bir notasından hafif yana kaykılmış oturuyordu genç bir adam genç bir insan genç bir yaratılış
“Kadınesk, II. Şiir”
Lâle Müldür’ün şiiri, mitolojik figürleri bir ansiklopedik liste gibi sıralamaz; onları şiirsel deneyimin içine, bazen bir özlem sesi olarak, bazen bir soru olarak, bazen de yanıt bekleyen bir çığlık olarak yerleştirir. Bu yerleştirme biçimi, okuyucuyu yalnızca dizeyle değil, o dizenin arkasındaki bütün hikayeyle de yüzleştiren bir derinlik yaratır. Bu anlamda Müldür’ün şiiri, tek anlamlı bir mesaj iletmez; okuyucu sayısınca anlam taşır, okuyucunun bilgisiyle genişler ve derinleşir. Mitoloji, onun şiiriyle birlikte nefes alan canlı bir formdur. Müldür’ün şiirinin mitolojik kaynaklarına bakmak, onun hem evrenin gizemini hem de insanın bu gizemle kurduğu kırılgan, güzel ve dirençli ilişkiyi ne denli derinden kavradığını görmektir.
Siz de Kendi Kitabınızı Yayımlamak İster misiniz?
Şiir, deneme ya da akademik içerik… Siz de kendi kitabınızı hazırlamak ve yayımlamak istiyorsanız, Akdoğan Yayınevi olarak tüm süreçlerde yanınızdayız.
Hemen bizimle iletişime geçin:
📞 0312 239 44 18
Kaynak : Şahin, Can. “Lâle Müldür Şiirinin Mitolojik Kaynakları.” Uluslararası Sosyal Bilimler Akademi Dergisi 17 (2025): 208–236

