Hidayet Karakuş’un: “Sesini bana bırak” adlı şiir kitabı üstüne bir deneme

Şair Hidayet Karakuş’u ilk kez 1986 yılında, “Hangi Leylasın Sen” adlı şiir kitabının imza gününde tanıdım. Oysa, daha önceden “Dönemeç” adlı şiir dergisinde “”Kemeraltı şiirleri” ni okuyor, çok beğeniyordum; kim olduğunu da merak ediyordum. O gün, Kemeraltı “Kültür Kitabevi” ndeki imza gününde “Egeli şairler olarak; Hüseyin Yurttaş, Ahmet Günbaş, Mehmet Mümtaz Tuzcu, A. Zeki Muslu, Arif Madanoğlu” vardı. Hepsi de yeni yayımladıkları kitaplarını imzalıyordu şiir okurlarına. Şimdi o kitabevi kapandı ne yazık ki. Yazıma başlık olarak, “Sesini Bana Bırak” dizesi, Hidayet’in “Ceyhun Atıf Kansu Şiir Ödülü”’nü alan şiir kitabının adıydı. Aslında, söz konusu kitabın içindeki bir şiirin dizesiydi bu ve benim kitap da görüp de çok beğendiğim şiirdi. Oysa, söz konusu kitaptaki bütün şiirler birbirinden güzeldi. Hidayet Karakuş, Günaydın Gül Yaprağı (1979) ; Kemeraltı Şiirleri (1982) yayımladığı bu iki şiir kitabı hariç, Hangi Leylasın Sen (1986) ; (1982) Nevzat Üstün şiir başarı ödülü”’nü, Sesini Bana Bırak (1994) ; “Ceyhun Atıf Kansu şiir ödülünü aldı. Daha sonra yayımladığı “Ateş Mektupları (1995) ; Konuş Benimle (1998) ve Sıcak Sancı (2001)’ adlı yapıtlarını yayımladı.

ŞİİRLERİNİ İNSANIN ÖZÜNDEN DAMITAN BİR ŞAİR HİDAYET KARAKUŞ’LA SÖYLEŞİ

Şiir esinden yola çıksa da eğer şairince beslenmezse gölgede kalan ağaç örneği cılız kalır. Yarım asrı aşan şiir yolculuğunuz okurlarınızda gürbüz ve sağlıklı bir yapıya sahip olduğu izlenimi bırakıyor. Şiirinizin beslendiği kaynaklardan söz eder misiniz?
Yaşam o denli diri, o denli devingen ki şiir ister istemez ona ayak uydurmak zorunda. Benim şiirimde bunu gördünüzse yaşamın can damarını görmeye çalışmamdandır. Varlıkların, eylemlerin, durumların derinliğindeki insanı görmeye çalışıyorum. Yaşamın en can alıcı noktalarını yakalamaya çalışıyorum. Bunu ne denli başarıyorum bilemem. Sizden şiirimle ilgili bunları duymak beni sevindirdi.

DİLİMİZ DİRLİĞİMİZDİR

Bir zamandır şiirlerin arasına katılarak onlarla söyleşiyorum. Yaşamla, insanla ilişkili neler söylediklerini dinliyor algılamaya çalışıyorum. Ve şiirlerle söyleşilerimi günlere sığdırmaya çalışıyorum.
Bugünlerde değerli şair-yazar Hidayet Karakuş’un çocuklar için yazdığı “Serçenin Şiir Defteri” adlı çocuk şiirlerini içeren kitabını okuyorum. Kurgulanan şiirler bir çocuğun dilinden yaşama akan düşündürücü, eğitici şiirler… Hidayet Karakuş Hoca’nın bir eğitimci olmasının da önemi çok büyük. Çocukların dünyasını özümsemiş ve onların neler düşündüklerini, küçücük zihinlerindeki kocaman hayalleri şiirlere yansıtmış.

SICAK SANCI’DA HİDAYET KARAKUŞ ŞİİRİNE BİR BAKIŞ

Edebiyat dünyasına şiirleriyle adımını atan Hidayet Karakuş; daha çok şair olarak tanınır; ancak bu, başta çocuk edebiyatı olmak üzere onun öykü ve romancı yanını görmezlikten gelmemize engel değildir. Edebiyatımıza kazandırdığı yapıtlarına baktığımız zaman sekiz şiir, dört roman, iki anlatı, yirmi dokuz çocuk kitabı ile on yedi radyo oyununu da unutmamak gerek. Tabi ki bunlarla birlikte dört şiir, dört roman ödülü, Şeyhi Sanan’ın Aşkı adlı radyo oyunu ile 1996-97 Almanya’nın Sesi Radyosu Edebiyat Ödülü Birinciliği, Ankara Üniversitesi Tömer tarafından düzenlenen ankette en başarılı on çocuk yazarı arasına girerek Altın Kalem Ödülü’nü (1997) aldı. 2003 İzmir 2. Türkçe Günleri’nde Türkçeye Emek Ödülleri’nde Özel Ödül, Karşıyaka Belediyesi 2014 Homeros Emek Ödülü olmak üzere 12 ödülle onurlandırılan bir şair Hidayet Karakuş. O, Türkçemize yaptığı katkılarla, verdiği onlarca yapıtla okurların özellikle de öğrencilerin kitaplıklarında hak ettiği yeri almıştır.

MİTOLOJİNİN LALE MÜLDÜR ŞİİRİNDEKİ YANSIMALARI/ Zerrin keskin

Lâle Müldür, 1980 sonrası Türk şiirinin en özgün ve en zorlu seslerinden biri olarak öne çıkar. Onun şiiri ne sade bir duygu dökümüdür ne de biçimsel bir oyun; aksine dünyanın bütün gizemini, tarihini ve ruhani mirasını tek bir dizeye sığdırma cesaretinin ürünüdür. Bu cesareti besleyen kaynakların başında mitoloji gelir; ama Müldür’ün mitoloji kullanımı bir süsleme ya da öğrenme gösterisi değildir. O, mitleri şiirinin kemik yapısına, bir iskelet gibi, görünmez ama taşıyıcı bir güçle gömer.

“İSRAİLLİ KADINLARIN PARFÜMÜ ARTIK ÖLÜM KOKUYOR” “52. Salihli Şiir İkindileri” İzlenimlerim, Aygün Eroğlu

“İSRAİLLİ KADINLARIN PARFÜMÜ ARTIK ÖLÜM KOKUYOR” “52. Salihli Şiir İkindileri” İzlenimlerim, Aygün Eroğlu Bu yıl 52.’si düzenlenen “Salihli Şiir İkindileri”, Türkiye’nin Manisa İli Salihli İlçesi’nde ilk kez 1985 yılında, dönemin Belediye Başkanı Zafer KESKİNER’in akademisyen ve gazeteci-yazar Şadan GÖKOVALI’ya “Struga Şiir Akşamları” oluyor da “Salihli Şiir İkindileri” neden olmasın?” diye sormasıyla başlayan bir programdır. Kuzey…